65 yıllık bir ömre; tiyatronun her halini, büyük haklılıkları, 22 yıllık bir televizyon programını, yüzlerce skeci ve onlarca yüzü sığdırırken güldü, güldürdü, düşündürdü, çok düşündü..
Levent Kırca. Eylül, 1950, Samsun’da doğdu.
Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümünden mezun oldu.
İlk kez sahneye, 1965 yılında Cüneyt Gökçer’in öğrencisi olarak Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çıktı.
Daha sonra Maltepe Komedi Tiyatrosu, Ankara Birlik Sahnesi ve Halk Oyuncuları’nda sahne aldı.
Aziz Nesin’in “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” oyunlarında oynadı.
Televizyon sektöründeki başarısı için ilk adımını 1974 yılında attı. Birçok dizinin yapımcısıydı, aynı zamanda bu dizilerde rol de aldı..
“1974’de TRT ile girdim hayatınıza. O günden bu yana baya bir zamanınızı aldım. 41 yıl… Yürekten teşekkür ederim, anılarınızda bana yer açtığınız için.”
1978 yılında sinemaya, Altınşehir adlı filmle başladı. 1979’da N’olacak Şimdi? filminde oynadı. Aynı yıllarda Arkadaş Kabare Tiyatrosu’nu, 1980′de Levent Kırca Tiyatrosu’nu kurdu.

Birçok filmde daha rol aldı, Son filminin senaryosunu yazdı. Aynı zamanda Son ve Şeytan Bunun Neresinde filmlerinin yönetmenliğini üstlendi. Ayrıca Hodri Meydan Topluluğu adlı tiyatro grubunu kurdu. Bu toplulukla Sefiller, Üç Baba Hasan, Kadıncıklar, Güzel ve Çirkin gibi oyunlar sergilendi. Oya Başar da oradaydı.
Levent Kırca, 1988’de; Cevat Kelle, Bestami, Küçük Hüsamettin, Hasan Mezarcı oldu.
Yönetmenliğini, oyunculuğunu ve senaristliğini bir araya getirerek, belki kendisinin bile 22 yıl devam edeceğini tahmin edemediği Olacak O Kadar dizisiyle yediden yetmişe herkesi kaliteli mizahla buluşturdu. Üstelik bu sayede çok önemli isimleri televizyon dünyasına ve tiyatroya kazandırdı.

“Hayatımda sayısız ödül aldım. Renk renk, biçim biçim. Altından olup da bir şey ifade etmeyeni de var, tenekeden olup da paha biçilmezi de. Aldığım ilk birkaç ödülü çalışma masamın üstüne koydum. Çalışacak yer kalmayınca camlı bir dolaba koydum. Dolap isyan edince odamı onlara tahsis ettim. Evi istila ettiklerinde ise sokakta kaldım. Arada bir onları ziyaret ettiğimde hiç dertleri olmadığını gördüm. Üzerlerindeki toza rağmen şikayet edeni yoktu. Hepsi yerini biliyordu. Birbirlerine saygılılardı. Hiç kavga etmediler. Birbirlerini yemediler. Bir arada mutlu mesut geçindiler. Altından da olsalar, tenekeden de olsalar, hepsi birer ödüldü. Hepsi eşitti.”

1998 yılında, Kültür Bakanlığının tavsiyesiyle verilmeye başlanan Devlet Sanatçısı unvanına lâyık görüldü.
2002 yılının sonunda, Levent Kırca TV kanalını kurdu ancak kanal, 3 ay sonra kaldırıldı. Birkaç gün boyunca RTÜK’ü protesto etmek için açlık grevi yaptı.

“Toprak aynı toprak, biraz tozlu, biraz killi. Su aynı su, biraz berrak, biraz kireçli. İnsan olarak birbirimizi sahiplenmek, birleşebilmek için uzaylıların dünyayı istila etmesi mi gerekir?”
Müjdat Gezen, en samimi dostuydu. Oya Başar ise eski eşi ve toplamda 4 çocuğu olan Kırca’nın, 2 çocuğunun annesi.. Birçok sanatçının üstadıydı. Aynı zamanda, Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyesiydi. Mart 2009 Belediye Seçimleri için Üsküdar Belediye Başkanlığı için aday oldu ama 4’üncü sıradaydı, kazanamadı.. 2011’den itibaren Aydınlık gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 2013’te Ulusal Kanal genel müdürü ve yönetim kurulu başkanı oldu.

Usta tiyatrocu Levent Kırca’ya, 2015 Temmuz ayında karaciğer kanseri teşhisi kondu.
“Güzellikler paylaştıkça değerlenir, kötülükler çoğaldıkça kanıksanır. Geçmişlerimiz ve benim jenerasyonumdaki insanlar için, eskiler her zaman daha güzel gelmiştir insana. Daha sağlıklı, daha diri, daha dertsiz gelmiştir.. Daha adaletli, daha umutlu gelmiştir. Eski zamanlar; “ah o eski zamanlar”dır..”
Hicivi, ironiyi, kelime oyunlarını, eleştiriyi öğretti; küçüğünden büyüğüne hafızalarımıza yer etmiş halkın

içinden insanları, baştan başa insan olmayı bize öyle bir anlattı ki, “aç gözünü seyret, tekrarı yok bunun” dediği her programı, gözümüzü kırpmadan seyrettik.
“Cumhuriyetçiydi. Cesurdu. Sarhoş rolünü çok iyi yaptığı için alkolik zannedilirdi..
Güzel şeyler paylaşabildiysek sizinle, ne mutlu bana. Benim jenerasyonumda bir insan çabalarının meyvesini görememe durumuna mı üzülmeli, yoksa daha kötülerini yaşamayacak olduğu için teselli mi bulmalı şuan bilemiyorum.”
Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, 12 Ekim 2015 gecesi, dostlarına, ailesine, yetiştirdiği çocuklara ve O’na yetişmek için can atan kalabalığa, hoşçakalın dedi.
Tam da röportajında anlattığı gibi..
“+Doktor, “karaciğer kanserisiniz” deyince, ne geçti aklınızdan?
Kırca: Hiçbir şey.
+İnsan tırsmıyor mu?
Kırca: Hayır. Tuhaf bir şekilde bu sefer kabullendim. İlk kanserimde afallamıştım.. İnsan olgunlaşıyor, dik durmayı öğreniyor. Gerekirse de ölürüm, onu da saygıyla karşılarım. Ölümden korkmuyorum yani. Bunu da söylemiş olayım, ben ölüme de eğilmem. Ölmesini de bilirim..”
Henüz daha iyi bir dünyada değiliz fakat senin dünyanın bundan daha iyi olduğuna eminiz usta.
Kalbin kadar büyük umuduna, babacan ve dik duruşuna, mum değil güneş olan fikirlerine, sahnedeki bin türlü rolüne, gösterdiğin yola şapka çıkartarak..
Saygıyla..
“Woody Allen, ”Bir yönetmenin en büyük hatası, bu kötü senaryoyu çekerek adam ederim demesidir” der. Siz de yönetmensiniz. Ailenizi yöneten, işinizi yöneten.. Etrafınızı yöneten. ”Şu an”, yöneten. Birlik verip bu senaryoyu değiştirin ki, filminiz de iyi olsun. Dik durun.. Adil olun, sabırlı olun, enerjinizin sirayet etmesine müsaade edin.
Daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle. Atatürk’le kalın, cumhuriyetle kalın, hoşçakalın!”