Sevgi ve saygımı seyirciden hiç eksik etmedim. İnsan onuruyla katiyen hiç oynamadım. Oyunda, “kör müsün?’, “sağır mısın?” diye yazarsa bunları silip, “görmüyor musun, duymuyor musun” diye düzeltirdim. Çünkü seyircilerden bazıları doğuştan ya da bir kazada gözlerini kaybetmiş olabilir.. Hiçbir insan rahatsızlığını tiye aldırtmam.

 

Babası subay, annesi öğretmendi.
Ağustos sıcağında, ailenin 3 çocuğundan ortancası olarak dünyaya geldi.
Doğduğu şehirde, Kilis’te başladığı ama babasının işi sebebiyle başka şehirlere taşınmak zorunda kalarak değiştirdiği okulda; 11 yaşındayken tiyatroya başladı.
Kilisli sanatçı İsmail Dümbüllü, O’nu keşfeden ilk isimdi.
Siirt, Ezine ve İntepe’de ilk eğitimini tamamladıktan sonra, Sarıyer, Çanakkale ve Manisa’da da ortaokulu bitirdi.
Tiyatro müsamerelerinin hiçbirini kaçırmadı.
Güzel Sanatlar Akademisi’nde Heykel bölümünü kazandı lakin mezun olamadı.

1943 yılında Sarıyer Halkevi’nde başladığı spora karşı ilgisi arttı. Atletizm ve su topu sporlarının yanında, iyi de bir at binicisiydi.
Charlie Chaplin hayranıydı.
Tiyatroya profesyonel olarak kendisinin kurduğu Nejat Uygur Tiyatrosu ile adım attı. Yıl 1949.

 

Benim düşündüğüm ilk meslek pilotluktu. Manisa’da olduğumuz yıllarda, yatak çarşaflarını alıp yüksek bir yerden aşağı atlamayı planlamıştım. Önce ağabeyim atladı ve ayağını kırdı.. Ağabeyim Zeki Ayhan Uygur, Amerika’da ünlü bir beyin cerrahı şimdi. Onunla gurur duyuyorum.

 

 

1950 yılında, Nejla Uygur ile hayatlarını birleştirdiler.  Anadolu turneleri düzenledi ve bu türneler tam 13 yıl sürecekti.
Bu sürede sırasıyla Ahmet, ikiz kardeş olan Süheyl ile Süha, Kemal ve Behzat adlı beş erkek çocukları oldu. Süheyl ve Behzat babalarının deyimiyle armut ağacının dibine düştüler ve tiyatrocu oldular.

 

Hayat gelip geçiyor ağlamakla gülmekle,
Zaten komiklik yapıyorum ben böylesine bir dünyaya gelmekle.

 

 

1998 yılında, Kültür Bakanlığı O’na Devlet Sanatçısı ünvanını verdi.
1999’da, Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri’nde, Belkıs Dilligil Onur Ödülü‘nün sahibi oldu.
Yıl 2006’ya geldiğinde, Kemal Sunal Kültür Sanat Ödülleri’nde, En İyi Tiyatrocu Ödülü‘nü aldı.
Ve.. 2007 yılında, Altın Kelebek TV Yıldızları Yarışması’nda Tiyatroya Destek Yılı Özel Ödülü‘yle taçlandırıldı.

 

İnsanı ağlatabilen sebze bile var; soğan..
Ama güldürebilen sebze yok!

 

10 Eylül 2007’de vücudunun sol tarafında kısmi felç geçirdi. Sağlık durumuna ilişkin yapılan basın toplantısında Uygur’un sol kolunu hareket ettiremediği, yüzünde kayma olduğu, bacağında biraz hareket olduğu, konuşmasının ise düzgün olduğu söylendi.. Oğulları Süheyl ve Behzat Uygur, son açıklamalarında Nejat Uygur’un artık geçmişiyle yaşadığını söylediler.

18 Kasım 2013 günü saat 19:57 civarlarında nefes almaya gücü yetmedi Uygur’un.
86 yaşında, dünyaya elveda dedi.
Oysa 2003 yılında Balıkesir’de sahnelediği oyunun finalinde söylediklerini, orada olan herkes, dün gibi hatırlıyordu.

 

Bilet paralarını ve hakkınızı helal edin. Cenazeme herkesi beklerim.
Mehter takımıyla götürülsün. Bu dünyadan ağır ağır gitmek istiyorum… 

 

 

Biliyorum caminin avlusunda toplanan kalabalık bana değil, gelen ünlüleri görmek için,
‘Aa, o da burada, şu da burada!’ deyip,
Beni musalla taşında unutanları görüyorum
Hayatımda ilk defa katıla katıla gülüyorum
Çünkü, kırkım dolmadan unutulacağımı biliyorum.
Yaşlı bir selvi ağacının gölgesinde oturup
Yılların yorgunluğunu çıkarıyorum..
Birden önümden sırasıyla Nisa’lar, Tolga’lar, Sadri’ler
Daha birçok sanatçılar geçiyor.
Selam veriyorum, hiçbiri görmüyor.
Sesleniyorum: ‘Anne, ben buradayım. Baba, ben buradayım.’
Sesleniyorum ama kimse duymuyor.
Eşime sesleniyorum: ‘Nerede benim yamalı elbiselerim, boyalarım?’
Çocuklarım burada beni niye yalnız bıraktınız?
Ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorum..
Günahımla sevabımla Allah’a sığınıyorum.

 

Sahne bomboş.. Sana değil, ağlanacak halimize gülüyoruz çoğu kez..
Oralar, buralardan daha güzel artık..
Ve ne mutlu bize ki, tiyatroyu sevdirdin bize.
Ama yine de, gidişinin üstünden geçen 4 yıldır da, hep olduğu gibi..
Seni unutmuyor, halıya bastırmıyor ve halıya basmadan yürüyoruz üstat.

 

Bir gün tiyatronun ışıkları sönecek, zil sesi susacak ve tiyatro perdesi sonsuza kadar üzerime kapanacak.
İşte o zaman, giderken tüm üzüntülerinizi yanımda götürerek size sadece kahkahalar bırakacağım.