Füreya Koral

Türkiye'nin ilk kadın seramik ve çini sanatçısı Füreya Koral.

İstanbul’un asil ailelerinden birine, bir kız çocuğu daha  katıldı.
1920 Haziran’ıydı.
Hakkiye Hanım’la Emin Paşa’nın evliliğinden dünyaya gelen, dedesi Bodrum Balıkçısı olarak anılan bu kız, ailenin üçüncü kuşağın belki en güzel değilse de en zarif kızıydı o.
Yıllar yılları kovaladı, Füreya da tıpkı kardeşleri gibi Fransız okullarına gitti, hatta keman çalmayı öğrendi;  Notre Dame de Sion Kız Lisesi‘nden mezun olduktan sonra uzun süre İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü’ne devam etti. 1940-1944 arasında ise müzik eleştirileri yazdı.

Füreya ilk evliliğini Sabahattin adlı Bursalı bir gençle yaptı.. Kültürel donanımı olmayan bu genç, Füreya’yı yakışıklılığı ve güler yüzü ile tavladığı için evliliği çok uzun sürmedi. Kısa bir süre sonra ikinci evliliğini o zaman milletvekili olan ve Mustafa Kemal Atatürk’e de çok yakın olduğu bilinen Kılıç Ali ile yaptı ve Ankara’ya yerleşti.

Zerafetiyle her alanda başarısını kanıtlayan genç kadın  o dönem herkesin bir şekilde muzdarip olduğu o hastalığa tutuldu: Tüberküloz. Halk arasında bilinen adıyla, verem..

 

Yaşayacaksın; nefes almak gibi, su içmek gibi, gülmek, konuşmak gibi, görmek gibi bir şey olacak. Böylesine hayatına karışacak sanat da.. Sanatçının hayatına karıştığı gibi, halkın hayatına da karışacak sanat.

 

İsviçre’de Leysen’de sanatoryumda tedaviye gitti Füreya Koral.. Burada iken Londra’da yaşayan teyzesi Fahrelnissa Zeid, ömrünün kalanını verimli ve keyifli geçirmesi için sanata dair bazı materyaller getirdi. Bunlardan birçoğu, seramikçilikte kullanılan  malzemelerdi.

Hayatını parmaklarıyla yeniden kazanan Füreya Koral, seramikçilikle uğraşırken hastalığını çoktan unutmuştu bile.

1947’de Lozan’da seramik çalışmalarına başladı. Tanınmış Fransız seramikçi Serré’nin desteğiyle, Paris’te özel bir seramik atölyesinde çalışmalarını sürdürdü. İlk seramik ve taş baskı sergisini 1951’de Paris’te açtı. Daha sonra yurda dönüş yaptı, burada da onlarca çalışma sergiledi.

Bu süreçte evliliği Atatürk’ün ölümünden sonra Kılıç Ali’nin içine kapanması ile sarsılmaya başladı. Sarsılmanın asıl sebebi Füreya’nın seramik sanatıyla tanışması ve sosyetik çevresinin yerini zamanla sanat çevresinin almasıydı.
Kılıç Ali, eşinin bu “yeni dünyasına” uyum sağlayamadığı için seramiği bırakmasını istedi ve ‘‘Ya ben ya seramik!’’ dedi.

Füreya, tereddütsüz ‘‘Seramik!’’ dedi.

 

İstiyorum ki yaptığım çini tabakta en fakir ev yemek yesin, çinilerim herkesin olsun. Yaptığım masa her evde bulunsun. Yaptığımız masalar yahut.. Bir ocak yapmalıyım çiniden, sonra güzel bir merdiven başı.. Kahve fincanlarım olsun bütün kahvelerde. Zengin fakir, iyi kötü bütün evlerde; genç, ihtiyar bütün ellerde olsun.
Sanatı, müzelerde hapsetmek yok! O sanat ölü sanattır.

 

Koral, özellikle duvar dekorasyonu, pano ve şömine üstüne çalışmalar yaptı.
1960 yılında da Ankara’daki bir otel için büyük bir pano yaptı.
Sanatçının diğer eserleri arasında, 1963 yılında Ankara’da Ulus Çarşısı’na, İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’na, 1966 yılında İstanbul’da Ziraat Bankası’na, 1969 yılında İstanbul Divan Oteli’ne panolar yaptı.
1951’den günümüze kadar yurt içinde ve dışında 32 sergi açtı.

1955 yılında Cannes Milletlerarası Sergisinde gümüş madalya..
1962 yılında Prag Milletlerarası Sergisinde altın madalya kazandı.
1967 yılında İstanbul’da düzenlenen Milletlerarası Seramik Sergisinde de gümüş madalya aldı.
Ayrıca Washington Smithsonian Enstitüsü’nden ödül ve Fransa’daki Vallauriş bienalinden onur diplomasi aldı.
Koral, 1981’de Kültür Bakanlığı Ödülü, 1986’da Sedat Simavi Vakfı Plastik Sanatlar Ödülü’nü aldı.

 

Hem hastalığına, hem de eşine rest çekerek; adeta kendine yeni bir hayat yarattığı seramik sanatındaki becerisiyle Türkiye’nin ilk seramik ve çini sanatçısı olmayı başaran Füreya Koral, birçok kadının ve pek tabii Tüberküloz hastası birçok insanın da umudu oldu.

 

 

Aynı zamanda Ayşe Kulin’in Füreya kitabı da, tam bir Cumhuriyet kadını olan 87 yaşında hayata gözlerini yuman Füreya Koral’ın hikayesini anlatmakta.
Sanatın hayatın ta kendisi olduğunu yaşayarak öğrenen ve daima savunan zarif kadın, bu sene doğum gününde Google tarafından da unutulmadı.
Bizler de unutmadık..

 

Daha ilk tecrübelerinden itibaren seramiği başka iklimlere taşımaya çalıştı. Bu sayede seramik eserler piştikleri ateşin karşısında hizmetimize koşan uysal cariyeler olmaktan kurtuldu. O’nun sayesinde artık ateşin kızları şimdi büyük resmin ve heykelin gururuyla bize geliyorlar!
Ahmet Hamdi Tampınar