Cesur Yürek

Mel Gibson‘ın ya da William Wallace diyelim, tok sesinden “FREEEDOOOOOOM!” nidasını hatırlarsınız, o son nefeste. Braveheart, dilimizdeki karşılığı ile Cesur Yürek filmi, isyankar bir İskoçyalı olan William Wallace‘ın, eh biraz da sevdiği kadın uğruna, kendisine inanan İskoçları da arkasına aldığı ve koca İngiltere’ye karşı bağımsızlık savaşı verdiği süreci konu alır.

Peki kimdir bu William Wallace?

Doğum tarihi net değildir… 1270-1276 arasında bir tarihte doğduğu rivayet edilir. Doğum yeri de meçhul Wallace’ın… Bu hususta da öne çıkan yer; Ayrshire.

İLK KIVILCIM

William Wallace, 1291’de -bu tarih de meçhul- babası ve ağabeyinin İngilizler tarafından öldürülmesi sebebiyle zaten onlara karşı büyük bir nefret besliyor. Bu tarihten önce de, İngilizler hali hazırda İskoçlar üzerinde baskı kurmuş durumdaydılar ve oldukça kanlı geçmişti bu süreç.

Hem babası, hem ağabeyi hem de sevdiği kadın bir İngiliz tarafından öldürülünce, haliyle Wallace’ın da İngilizlere karşı sempati beslemesi mantığa uygun olmazdı.

“İlk kıvılcım”
, William Wallace ile iki İngiliz askerinin Lonark‘ta denk gelmesi ile ortaya çıkıyor denebilir. Bu iki asker Wallace’a meydan okuyorlar ve yaşanan arbede sonrasında hayatta kalan, William Wallace oluyor.

Sürecin devamında, William Wallace önderliğindeki isyanlar büyümeye başlıyor. Yine ve yine bir rivayete göre Wallace, İngilizler tarafından öldürülen gönlünün efendisi Marion Bardifute‘un intikamını, bir İngiliz şerifini öldürerek almaya başlıyor. Başlıyor diyoruz çünkü bu, serinin ilk birkaç halkasından biri. Bu olayın sonucunda Ayrshire dolaylarında bir mini-savaş patlak veriyor.

William Wallace cephede -evet cephede- savaş kazanmaya başlamışken, onunla aynı fikirde olmayan İskoç soylular, İngilizlerin baskılarına karşı boyun eğip sunulan şartları kabul ediyorlar. Bu sebeple Wallace’ın ‘kavgası’ hasar görüyor tabii.

ANDREW DE MORAY İLE GÜÇ BİRLİĞİ

Soyluların kendisini yalnız bırakmaları ile arkasında yeterince güç toplayamayan William Wallace, çareyi, dönemin İskoç politik ve askeri önderlerinden biri olan Andrew de Moray ile güç birliği yapmakta buluyor. Güçlerini birleştiren bu iki isim, yeni bir isyanın öncüsü oluyorlar.

Stirling Köprüsü ve civarında -o ne demekse- İngiliz kuvvetlerle karşı karşıya gelen İskoçlar, 2.300 civarındaki mevcutlarına aldırmadan, 10.000 kişilik ordunun üzerine hücum ediyorlar. Sonuç: İskoç Zaferi.

Kaderin cilvesine bakın ki; Moray, bu savaşta aldığı bir yaranın sonucunda yaklaşık üç ay içinde hayata veda ediyor. Bu olayın ardından İskoç Kralı Robert Bruce, William Wallace’ı şövalye ve İskoçya’nın koruyucusu ilan ediyor.

FALKIRK

Okurken kanınız kaynıyor bu bölümlerde biliyoruz ancak, işler hep böyle ‘bizim istediğimiz’ gibi ilerlemiyor tabii. İngilizler, İskoçya’nın güney bölgesinde yer alan irili ufaklı yerleşim yeri ve çiftlikleri istila ediyorlar. Daha da kötüsü, bu bölgede bazı kaleler düşüyor ve elbette kaçınılmaz son olarak; 1298’de yeniden bir savaş patlak veriyor.

Falkirk, William Wallace’ın ihanete uğradığı yer. Üç büyük İskoç soylu ve onlara biat eden askerler, İngiliz Kralı Edward ile anlaşma yaptığı için savaş meydanından kaçıyorlar. Tahminen, 300 ile 500 arasında süvarinin bu anlaşma gereği savaştan kaçtığı öne sürülüyor.

William Wallace, elbette karşısındaki devasa ordu ile bu kez başa çıkamayıp yenilgiye uğruyor ve aynı yıl “İskoçya’nın Koruyucusu” apoletini de söküp atıyor.

SONUN BAŞLANGICI

İskoçlara karşı artık üstünlüğünü kabul ettiren Kral Edward, William Wallace için yakalama emri veriyor. İskoç bir şövalye olmasına rağmen Kral Edward’a bağlılık yemini etmiş olan John de Menteith, Wallace’ın yakalanmasında başrolü üstleniyor.

1305’te, Westminster Salonu‘nda vatana ve krala ihanetten yargılanan William Wallace, “Edward’a bağlı kalacağıma hiçbir zaman yemin etmedim” çıkışıyla tüyleri ürpertiyor ancak finalde elbette suçlu bulunuyor.

SON SÖZÜ

Darağacına getirilen William Wallace, gördüğü bin türlü işkenceye rağmen, kraldan af dilemiyor. Son kez, af dilemesi karşılığında canının bağışlanacağı söylendiğinde, kısa bir süre sessiz kalıp, yutkunup, ciğerlerinde kalan son derin nefesini toplayıp, tüm gücüyle haykırıyor…