Nilgün Marmara.

Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi.. Yiten bu işte!

1958’in kışında, Şubat ayının 13’ünde, İstanbul’da doğdu.
Ortaokul ve liseyi Kadıköy Maarif Koleji’nde okudu.
Sonra oğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandı.
Ve daha sonra, Hüzünlü şair Sylvia Plath ile ilgili bir tez yazdı.
Tezin ismi, “Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi” idi.

Sylvia Plath, kadınların toplumsal bir hastalığın sonucu olan perişanlığının kurbanı olmuştur. Şiirlerini köşkünün tamiratı sırasında konan tuğlalar, intiharını ise tam bir başarısızlık olan bu evin tamamen yıkılması olarak görebiliriz.

Hayallerini hayatından hep daha çok sevdi.

Boğaziçi Üniversitesi’nde, orta kantinin üstündeki, derslere girmedikleri zaman oturdukları merdivenlere Umutsuzlar Merdiveni adını vermişti.

Nilgün, Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Filolojisi’nde öğrenciyken derslere pek girmez ve garip bir kuş olarak basamaklara tünerdi. Acaba o, büyük kanatları yüzünden uçamayan bir albatros mu? Denizler kuşu.. Gözleri, denizin derin yerleriyle sığ yerleri arasındaki maviliktedir işte!
Nilgün Marmara’nın dostları

Nam-ı diğer Zelda, bir merdivene dahi isim vererek onu değerli ve var olabilir kıldı.
Kelimelere sığdıramadığı bütün anlamları yaşadı ve yaşattı, güzelliği de kötülüğü de görmekten kaçınmadı.

Ey, iki adımlık yerküre
Senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!

1982’de, endüstri mühendisi Kağan Önal ile evlendi.Eşinin işi dolayısıyla bir süre Libya’da yaşadılar.
Nilgün Marmara henüz şiir yazdığından kimseye bahsetmese de, Libya’da da kalemi düşürmedi elinden elbette. Ve öyle ki, Türkiye’ye döndükten sonra Kızıltoprak’ta kocasıyla birlikte yaşadıkları ev, şairlerin toplaşma yeri oldu. Kimbilir belki de başta Ece Ayhan olmak üzere, İlhan Berk, Cemal Süreya, Tomris Uyar, Ahmet Soysal, Mustafa Irgat ve nice şair; Nilgün Marmara’nın evinin her köşesine dokunarak kendi ruh izlerini bıraktı.

 

Hiç kimse onun şiir yazdığını o sıralarda bilmiyordu. Sadece çevresindeki erkekler için büyüleyici güzel bir kadındı ve tüm erkekler ona aşıktı. Eşiyle her gece şairler toplanıyor ve sabaha dek şarap eşliğinde sohbet ediyordu. Çevresindeki usta şairlerden ya da yeni nesil şairlerden hiçbiri onun sayfalar dolusu şiir yazdığını, dille uğraştığını bilmiyordu. “Dosyalar dolusu iki yüz elli şiirim var” dediği zaman olduğum yerde donup kalmıştım. Boğaziçi Üniversitesi’nin bahçesindeydik.
Günseli İNAL

 

Nilgün Marmara.

 

Manik depresyon teşhisi konuldu O’na.
‘Düşerken’ kanatları olmadığını fark edecek vakti yoktu, belki de fark ettiği için bile isteye ‘düştü’ 5. kattaki evinin balkonundan. Ne acıdır ki tutunmak istemediği şey, balkon demirleri değil, yaşamaktı.
Tanıklara göre, hayatı boyunca sürdürdüğü huzursuz sessizlik, giderken de devam etti.
Gökteyken de hiç çığlık atmadı.
Şiirleri hariç.

Hayatın neresinden dönülse kârdır.

Nilgün Marmara, 13 Ekim 1987 tarihinde, 29 yaşındayken bekleme salonu olarak gördüğü yeryüzünü terk etti. Kırılgan bir izlekle yazdığı şiirleri çeşitli dergilerde yayımlandı. Şiirleriyle Ece Ayhan, Gülseli İnal, Cezmi Ersöz, Cemal Süreya gibi şairleri kendisine hayran bıraktı. 77-87 yılları arasında yazdığı şiirler Daktiloya Çekilmiş Şiirler adıyla yayımlandı. Günlükleri ve notları Gülseli İnal tarafından bir araya getirilerek Kırmızı Kahverengi Defter adıyla bir kitapta toplandı.

Biliyorum, bir gün dayanamayacak küçük kalbim
Arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye
Veda edeceğim.

Yorgun deniz gözleriyle dalgalanıp durulan, dünyayla yaralı  Nilgün’ün ardından, çevresi büyük bir keder içindeydi. Oyuncağı harfleri olan ‘çocuk hanımefendi’ Nilgün Marmara, biricik dostu Cemal Süreya’nın ‘Zelda’sıydı.

 

Nilgün Marmara.Nilgün ölmüş. Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış, Ece Ayhan söyledi.. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır bakışlarına çok güzel ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Sanırım otuzuna değmemişti daha.. Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde. O zamanlar  görememişim..
Cemal SÜREYA

 

Sylvia Plath ile ilgili tez yazarken, ölmeyi, var oluşu ispatlamak olarak gördüğünü söylerdi Nilgün Marmara. Plath’la ölüm ortaklığı yaşamasının ardından Cezmi Ersöz, Tomris Uyar, Cemal Süreya gibi yine yakın dostu olan birçok isim O’ndan bahsetti şiirlerinde, yazılarında, belki bilmediğimiz birçok dizesinde..

Sonra sözcüklerin kumda bıraktığı izlerin içine yerleştim.

Örneğin Ferda Erdinç, “üstü ağır oturaklı bir kadın, altı ayak parmakları birbirine bakan bir çocuktu” diye tarif etti onu. Ece Ayhan, cenazesinde büyük bir soğukkanlılıkla Marmara’nın annesinin yanına gidip, ilkokul numarasını sordu ve ona “128 Nilgün Marmara!” başlığıyla bir yazı yazdı.
Fakat kendi kelimelerinden daha iyi kimse ifade edemedi O’nu.

Yaslı yüreğimin utangaç itirafı,
Ben sizi sevmekten öldüm bayım.

 

 

29 yaşındaki Nilgün Marmara’yı, buğulu gözlerinin renginde, kağıt kokulu bir evde ağırladık, andık.
Hem, kuşlara da iyi baktık.. Gittiği yerde kanatlarını bulduğunu umarak.

 

Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına?
Niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına?
Niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
‘Öyle güzelsin ki, kuş koysunlar yoluna’
Bir çocuk demiş..