Figen Şahin

Zaman o kadar acımasız ki, kimi zaman geçmişimizi, anılarımızı, hatta yaşanılan duyguları bile sis perdesine yenik düşürürüz. Herkes kendi karanlığına rağmen , onun aydınlığı ile yüzleşti. Ve insan olduğumuzu hatırlatıcasına aydınlık olacak, yitirilmiş duyguları, geçmişin izlerinden söküp ardına takan , bizi bu gerçeğe sürükleyen İkinci El Umutlar kitabı uzun uğraştan sonra Epsilon yayınevi etiketi ile biz kitapseverlerin raflarında yer almaya başladı. Şu an bu geçmişin sır perdesi ve sürükleyici duygulara doğru götüren dizelere artık ben de sahibim.

Bir kitap alırsın ve dökülen cümlelerin kifayeti içinde kaybolursun. İçindeki merhameti, hümanist kalmış duygularını hatırlarsın ve geçmişini unuttuğun için utanç duyarsın. Tutunamadığınız o geçmişe şimdi sımsıkı sarılma vakti.

Figen Şahin

Bazen geçmişin hikâyeleri hayatlarına nesnelerde devam ederler. Dedenin anısı cep saatinde yaşar. Vefat eden bir eşin askerlik mektupları gençlik aşkının rüzgârını tekrar estirir.

Aslında hayat hiçbir zaman geçmişten kopmaz, yalnızca insanlar dünle olan bağlarını unuturlar.

Figen Şahin tarihe eski kitapların, mektupların sayfalarından bakarak sürükleyici, dokunaklı ve şaşırtıcı bir hikâye kuruyor. Okurken hem gülecek, hem hüzünlenecek hem de büyük keyif alacaksınız.

Kendi geçmişini bilmeyen yirmi iki yaşındaki Ada, sahaflarda bulduğu kitapların arasında sıkışmış kalmış notlarla mektupların peşine düşmeyi, onların sahiplerine ulaşıp hikâyelerini öğrenmeyi çok seviyor. Biraz da olsa, kendi hayatındaki boşluğu doldurmuş, yalnızlığını perçinlemiş oluyor böylece.

Bir gün öyle bir mektupla karşılaşıyor ki orada gördüğü aşk, acı ve gizem onu hiç tahmin edemediği ölçüde etkiliyor ve Ada, ilk âşık olduğu adamı da peşinden sürükleyerek kendini bu hikâyenin kahramanlarını bulmaya adıyor. Ancak o sırada, asıl kendi geçmişindeki büyük sır perdesi aralanıyor ve hayatını derinden etkileyecek büyük sürprize doğru giderek yaklaşıyor.

Sayfa:7

Bir önceki sayfada bırakılan boşlukları doldurduysanız, anlatmaya başlayabilirim size: Karaladığınızı düşündüğü- nüz notların, kartların, mektupların, unuttuğunuz kuru- muş çiçeklerin insanı nerelere götürüp neler neler yaşattığını…

Kozalak’a…

Hamileyim!!!

On sekiz haftadır senden bir parça taşıyorum içimde. Bugün ilk tekmesini hissettiğimde söylemeye karar verdim sana. Evet, baba olacaksın ama çocuğun hiçbir zaman sana baba diye seslenemeyecek, kollarının altında olamayacak. Yoktum aylardır. Kaçtığımı sandım senden. Sensiz kaldığım bu yarım bedenden. Meğer ben uzaklaştıkça bir parçan içimde büyüyormuş. Öğrendiğimde nasıl da mutlu oldum, kısacık bir an. Hevesim kursağımda kaldı. Anne olacağım. Bu yaşımda, bir başıma bunun altından nasıl kalkacağımı bilmiyorum. Hamile kaldığım anlaşılınca, yurttan uzaklaştırılacağım. Peki ben, babasız bir bebeğin sorumluluğuyla hayatıma nasıl devam edeceğim? Öğrendiğimde çoktan bütün hücrelerime işlemişti varlığı. Aldırmadım. Ya-pamadım. Bizim suçumuzu ona yükleyemedim. Ben ve bebeğim uzaklara gidiyoruz. Sana da karınla mutluluklar dilerim.

ESMERPERİ (kanatları uçmaz halde)

Gayrettepe metro istasyonuna geldiğinde heyecandan elleri buz kesti. Bembeyaz oldu, tir tir titriyordu. Titremesinin bahanesi de soğuktu. Metro girişinde sağına so- luna bakındı. Karşısında ona doğru yürüyen, her zamanın aksine spor giyinmiş, içinde hayranlık uyandıran adamın sırıtışını görünce yaz güneşinde, kumsalda teninin cayır cayır yandığını sandı. İçi alev alevdi.

“Merhaba Ada, çok bekletmedim değil mi?”
“Yok, yok Barış Bey. Ben de yeni gelmiştim.”
“Bugün pazar. Müzede de olmadığımıza göre resmiyete gerek yok. Sadece Barış demen yeterli.”

“Tamam. Siz nasıl isterseniz Barış Bey.”
“Adacığım…”
“Efendim Barış Bey? Şey, pardon, benim için biraz zor.

Deneyeceğim.”
“Peki. Önden buyurunuz Ada Hanım.”
Ada’nın yanakları baharda yeni filizlenen dallar gibi

renklere bulandı. Metroya doğru merdivenden aşağıya in- diler.

Yan yana gişeye doğru yürüdüler. Barış, Ada’nın yüzüne kaygıyla gülümsedi.

“Geldik Ada.”

Ada etrafına baktı. “Karanlıkta Diyalog” yazısını görünce korkuyu iliklerine kadar hissetti.

“Buraya geldik demediniz herhalde?”
“Sakin ol Ada. Ben yanında olacağım. Sakin ol lütfen.”

Sayfa:154

Epsilon yayınevi

“Barış Bey… Çok özür dilerim. Ama ben bunu yapamam.”

“Yaparsın.”
“Yapamam…”
“Ada, burası da bir müze. Bunu da deneyimlemen ge-

rekir. Eğer müzelerde çalışmak istiyorsan korkunu yenmelisin.”

“Barış Bey. Gerçekten ben oraya giremem.”

“Bana güven, yanında olacağım. Korkacak hiçbir şey yok. İnan bana.”

“İnanıyorum. Ama çok korkuyorum. Peki müzik dinleyebilir miyim?”

“Hayır Ada. Çünkü karanlıkta ilerleyebilmen için sana görme engelli bir çalışan rehberlik edecek. Onun komutlarını yerine getirmen gerekir. Sana kulaklığın olmadan karanlıklar içinde İstanbul’da gezebileceğini göstermek istiyorum. Hadi bak, bizim seansımız geldi.”

“Ya ben gerçekten…”

“Sen sadece sakinleş. Ben hep arkanda olacağım. Yalnız değilsin. Bak, bizden başka sekiz kişi daha olacak. Merak etme. Sadece kırk beş dakika.”

“Ne? Kırk beş dakika mı? Karanlıkta… Aman Allahım.” “Hadi Ada.”
Ada kapının önündeki kalabalığa doğru yürürken, evden çıktığında hayal ettiğinin kesinlikle bu olmadığını düşündü. Bir görevli herkese bir anahtar getirip dolaba eşyalarını bırakmalarını söyledi. Saat, gözlük, telefon ve ışık yapabilecek tüm aksesuarların bırakılması gerektiğini, karanlık kafe için yalnızca bozuk para almalarını söyledi.Karanlıkta bir şeyler içmek, diye düşünen Ada’nın kalbi can çekişen bir serçe gibi neredeyse dışarı çıkacakmışçasına atıyordu. Korkuyordu. Sırada bekleyen kızlardan biri

Sayfa:155

İkinci el umutlar

gözlüğünü çıkarmaktan bir an endişe duydu. Zaten içeri- de ihtiyacı kalmadığını arkadaşlarının şakasıyla idrak etti. Gözlüğünü dolabına bırakıp sıraya ilerledi. Ada ecel terleri döküyordu. Montunu, çantasını çıkaramayacak kadar korkuyordu. Rengi attı iyice. Buz kesti. Barış’ın sesiyle irkildi.

“Ada, sırt çantanı çıkar hadi. Ver bana dolaba koyalım. Montunu da alayım.”

“Barış Bey.”
“Bak herkes bizi bekliyor.”
Ada sırt çantasıyla montunu çıkarıp uzattı. Diğer bekle-

yenler gibi onlar da sıraya girdiler. Biri içeride neler yapılıp yapılmaması gerektiğini anlatıyordu. Ada hiçbirini dinleyemiyordu. Elleri ayakları titriyordu. Herkese birer adet görme engellilerin kullandıkları bastonlardan verdiler. Eline bastonu aldığında korku ve endişeyle arkasını dönüp çıkabilme ihtimalini düşünse de omzunu tutan elin verdiği heyecanla tek kelime edemedi. Görevli herkesin dikkat etmesini, tehlikeli hiçbir şey olmadığını, içeride yerlerin düz olduğunu ve yardım edecek arkadaşlarının uyarılarına göre hareket edilmesi gerektiğini anlatıyordu. Hep birlikte karanlığa doğru yürüdüler. Işığı geride bıraktıkça bütün korkuları teker teker boğazını sıkmaya, nefes almakta güçlük çekmeye başladı. Tekrar arkasına döndü.

“Çıkalım buradan, lütfen, yapamayacağım.”

“Ada, devam et. Yanındayım ben işte. Hadi elini duvara koy. Yolu takip et.”

İlerlediklerinde herkes birbiriyle ilk adımlarının heye- canını paylaşıyorlardı. Sonra karanlığın içinde bir ses konuşmaya başladı.

“Merhaba, ben bu gezide size rehberlik yapacağım. Ben görme engelliyim. Sizin için çok zor olacağını biliyorum. Ama unutmayın ki karanlığa alışmak kolay değil. Bizler

Sayfa:156

için şehir hayatındaki zorlukları göreceksiniz. Eğer hazır- sanız İstanbul’u bir de karanlıkta gezin. Hissettikleriniz sizi şaşırtmasın, çok iyi işiteceksiniz. Göremediğiniz için elleriniz dokunduğu her şeyi analiz edip çarçabuk anlama- nızı sağlayacak. Hadi gidelim.”

Herkes sırayla kendini rehbere tanıttı. Ada’nın isimler kulaklarında çınlıyordu. Seher, Zeynep, Masal, Kuzey… Sesler yaklaştıkça bastonu daha da sıkıyordu. Sıra kendine geldiğinde heyecandan sesi titredi. Eli ayağı birbirine dolaştı.

“Aa..a..Ada…”

Arkasından tok ve etkileyici sesiyle Barış diye çıkan ses kulaklarında yankılandı. Karanlıkta sesler birbirine karışırken sessizce ağlamaya başladı Ada. Öndekine çarpıyordu sürekli. Eliyle önündeki kızın sırtına dokunup pardon, pardon diye diye devam etmeye çalıştı. Daha birkaç metre ilerlemişlerdi ki gözlerini kocaman açtı. Karanlık koyulaş- mıştı, hiçbir şey görmesi mümkün değildi. Kişilere adıyla hitap eden genç rehber yanından geçerken kaygıyla sordu. “Ada, sen ağlıyor musun?” dedi.

Ada ağlıyordu ama görme engelli rehber bunu nasıl anlamıştı? Adını nasıl da bilmişti? Şaşkınlıkla duraksayıp burnunu çekti.

“Yok, toza alerjim var da.”
“Hayır Ada, sen korkuyorsun. Yalnız mısın?”
“Hayır, eee, ben Barış…”
“Tam arkanda Barış, neden korkuyorsun ki? Karanlık-

tan korkma. Karanlıkta kaldığında kaldırıma park etmiş arabaya çarpmaktan kork. Sana engelli olduğunu hissetti- ren insanlardan kork, kitap okuyamamaktan, sevdiklerini gün ışığında görememekten kork…”

“Ben, ben…”

Sayfa:157

“Barış?” dedi rehber.
“Efendim, buradayım?”
“Sık sık konuş Ada’yla,” dedi rehber, Barış’a. “Karan-

lıkta tek yol gösteren şey sestir. O zaman korkmaz. Hadi ilerliyelim şimdi. Ada kulağın bende olsun.”

“Tamam.”

Ada çok utandı birden. Asla görme engelli birinin yaşa- mını hafife aldığı falan yoktu, sadece kâbus gibi geliyordu ona karanlık. Tabii rehber çok haklıydı. Ya gözleri görme- seydi?

“Ağlama Ada. Merak etme. Sakin ol. Ben yanındayım.”

Ada’nın elini sıkıca tuttu Barış. Bu yüzden arada bas- tonları birbirine çarpıyordu. Ada ellerini sıkıca kavrayan elin verdiği cesaretle sakinleşse de korkusu derinlerde bir yerde ara ara başkaldırıyordu. Rehber konuşmaya devam etti.

“Şimdi ışıklardan karşıya geçip motora bineceğiz. Her- kes kaldırıma dikkat etsin.”

Kimileri kaldırımı fark edemeyip tökezlese de motora ulaşıp tek tek oturdular. Barış, Ada’nın tam yanına otu- rup elini sıkıca tutmaya devam etti. Motora bindiklerinde soğuk esen rüzgârın, martıların sesi… Resmen sallanı- yorlardı. Rehber sesli kitaptan bir bölüm açıp dinletmeye başladığında Ada bir an gözlerini kapattı, elini sıkıca tutan sevgilisiyle Kız Kulesi’ne doğru bakıp sıcak çay yudum- ladıklarını hayal etti. Eli kendiliğinden gevşemeye, kasları rahatlamaya başladı. Tıpkı Esmerperi’nin dediği gibi, diye dü- şündü. Sen İstanbul’sun benim için.

Rehberin sesiyle irkilince Barış’ın elini sıktı. “Ada, korkma.”
“Korkmuyorum. Gözlerimi kapattım.” “Nasıl?”

Sayfa:158

İkinci el umutlar

“Bilmiyorum?”
“Ne fark ediyor ki, her iki şekilde de karanlık.” Motordan inip karanlıkta devam ettiler. Taksim’de İs-

tiklal Caddesi’nde el ele yürüdüler. Kestane satanlar, ka- labalık, her şey aynıydı. Bir tek aydınlık değildi. Ada’nın adımları arttıkça etrafındaki karanlık dağılıyordu. Bir ma- nav tezgâhında sebzelerle meyveleri elleyip ne olduğunu bildiler. Ahşap evlerin kenarından yürüdüler. Bir arabaya dokunup markasını tanıdılar. Yol boyunca korkuları geri- de bırakarak ilerliyordu. Bir sinema salonuna girdiler, yan yana dizildiler koltuklara. Görme engelli rehber karanlık- ta kalan bütün engellilerin hislerine tercüman oluyordu. Dinledikçe Ada’nın gözünde sahneler canlanmaya başladı. Karanlıkta rahatlamaya başladığını fark ettiğinde Barış’ın elini korkudan değil de, teşekkür etmek için kavradı bu kez. Heyecan ve korkunun da getirdiği samimiyetle kolu- na sarıldı. Yaklaşıp kulağına, “Barış Bey,” dedi.

“Efendim Ada?”

“Teşekkür ederim. Gözlerim açık şu an. Umarım bas- tonum sizi çok rahatsız etmiyordur.”

“Merak etme Ada. Hayal ettiğimden daha güçlü çıktın.”

Ada’nın gülümsediğini kimse görmedi. Rehberin on- lardan daha çok gördüğünü biliyordu artık. Taksim’deki nostaljik tramvayda giderken İstiklal’de olan kitabevlerini sordu. Ada, Barış’ın kulağına eğilip sessizce fısıldadı.

“Ben hiç Taksim’deki nostaljik tramvaya binmemiş- tim.”

“O zaman yazıyorum bunu yapacaklarımızın arasına.”

Birlikte yapacakları liste bir an Ada’nın gözlerinin önü- ne gelince dizlerinin değdiği genç adama iyice bağlandığı- nı hissetti. Görme engelli rehber konuşmaya devam edi- yordu. Bir bir sıralıyordu kitabevlerinin yerlerini.

Kozalak’a …

Benim için İstanbul seni tanımadan önce okul ve kütüphaneydi. Okulda mesleğime, kütüphanede ise notlara ulaşacağımı sanıyordum ama tozlu rafların, dizili kitapların arasında bana uzatılan deprem hareketi dersi kitabının içinden kuralsız, imlasız, devrik cümlelerle karşıma sen çıktın. İlk notun ne kadar güzeldi öyle… Okuduğumda gözlerime inanamadım. Önce ihtişamlı masanın ardında duran sana ve bana uzattığın kitaptaki o dört kelimeye şaşkınlıkla bakakalmıştım. Biliyor musun? Bugün o notun üstünden tam bir ay geçti.

Aradığın fay hattı benim. KOZALAK.

O satırları okuduğumda sana baktığım an, şu an gibi aklımda. Kozalak mı? Ne garip bir takma isimdi bu böyle. Kozalak? Çam ağacı gelmişti direkt aklıma. Gülümsedim sana. İşte o anda hissettim, içimde kaymanın başladığını, yırtılmanın durdurulamaz olduğunu, gevşediğimi, karmaşık titreşimle sana doğru kırıldığımı. Anladım ki bu depremi durdurmam olanaksızdı. Kalbimde sağlam bir kiriş var mı? Umarım vardır. Benden ailemi alan deprem bu sefer seni verdi. Seninle İstanbul’un boğazından bir yakadan diğer yakaya geçtiğimizde, martılara simit atıp, elim ellerindeyken diğer elimin yanmasını umursamadan içtiğim çay bir başka lezzetliydi. Sen İstanbul’sun benim için. Sen aşksın. Geçen gün bana söylemek istediğin bir şey vardı. Merakla bekliyorum. Bana verdiğin kütüphane-deki cam dolabın kilidini kolyeme astım. Aynı gün de-ğiştirdiğimiz kitapları okuyor, aydınlanıyor, hem de aşkı yaşıyorum. Seni seviyorum.

ESMERPERİ

Ada, Suat’ın dükkânına gidip bütün ikinci el kitapları, sınav zamanı olduğundan kaçırmaması gereken dersleri kaçırma pahasına da olsa incelemeye kararlıydı. Bulacaktı Esmerperi’yi ve Kozalak’ı, ya bebekleri ne olmuştu? Tımarhane kaçkınları gibi raflardaki siyah kitapları karıştırmaya başladı. Kitapları kaldırdıkça tozlar havaya uçuşup duvarlardaki posterlere, eski sinema afişlerine yapışıyordu. Dışarıdan gelen Suat kan akışı, Ada’yı görünce birden hızlanmaya başladı. Kitaplara öyle dalmıştı ki kız, Suat’ın içeri girdiğini fark edemedi. Suat ondan gözlerini alamıyordu, ses de etmiyordu. Onun ne aradığını biliyor ama bu hikâyeyi bıraksın, tekin olmayan yerlere sürüklenmesin istiyordu. Ada birden arka rafa yönelince burun buruna geldiler.

*Kitabın tamamı görme engelliler için de seslenderildi ve kapak tasarımında yine görme engelliler için kabartma yazı (Braille) bulunmaktadır.

https://www.youtube.com/watch?v=FHeVedlBTAE

 

İkinci El Umutlar
Figen Şahin

instagram.com/figensahinofficial
Epsilon yayınevi
212sayfa, 2018