Oyalayıcı bir şey yazmaktansa, kopkoyu bir karamsarlığı yeğlerim.

15 Mart 1941 yılında, hukukçu ve edebiyatla yoğrulan bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. Annesi aynı zamanda çevirmendi, babasının bir şiir kitabı vardı. Arnavutköy Kız Koleji’nde lise, İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünde üniversite eğitimini tamamladı ve çeviriler yapmaya başladı.

Mesela çok sevilen Küçük Prens’in ilk, edebi ve manevi anlamda en güçlü çevirisi, O’na aitti.

Laleli’den Dünyaya Açılan Tramvayda Bir Kadın

Mezun olduktan iki sene sonra, 1965’te, yayımlanan ilk öyküsü Kristin’i yazdı. Suya Yazılı adını verdiği ilk öykü dosyasını ise, 1967’de tamamladı. Fakat tek kopyası, yayın evinde çıkan yangınla kül oldu..

Pes etmedi. Suya Yazılı’nın ardından yayımladığı ilk kitabına İpek ve Bakır adını verdi. 10 öykü derlemesinden oluşan Yürekte Bukağı ile 1979’da, Yaza Yolculuk ile de 1986’da Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazandı. Günlüklerini ise Gündökümü  adıyla yayınladı..

Edebi hayatı boyunca tam 62 çeviri yaptı. Harici olarak birçok ödülün de sahibi oldu. Bu alanda oldukça başarılı ve dik başlı, olabildiğince özgür bir tarz elde etti. Öykü türünün değerinin tam anlaşılmadığını düşünerek öyküden başka bir türe niyetlenmedi ve öykünün hakkını verdi hep.  Karakteri de böyleydi: Tomris Gedik, her an göklerde karşılaşabileceğiniz ama hiçbir zaman elinizde tutamayacağınız güçlü, adaletli ve zarif bir kuş gibiydi.




 

İlk Aşk: Ülkü Tamer

Kolejde tanıştığı, edebiyatın önemli isimlerinden biri olan Ülkü Tamer‘le evlendi. Çok genç ve çok güzeldi… Ekin adlı bir bebekleri oldu. Ne yazık ki, henüz çok küçükken çocuklarını kaybettiler ve bu hazin olay, evlilikleri için de büyük bir darbeydi. Mutsuzdu!

 

 

Cemal Süreya Aşkına!

Tanıştıklarında ikisi de evliydi; henüz… Birbirlerine olan aşkları, onları eşlerinden ayırdı ve bir arada tam 3 sene geçirdiler. Süreya, O’na çok aşıktı.. Öyle ki, işten çıktığında hemen eve gider, hiçbir yere uğramaz,;bütün vaktini sevdiği kadınla geçirirdi.
Hatta bir gün kendisinin “biraz da arkadaşlarınla ya da kendinle vakit geçir, hemen eve gelen erkek mi olur” dedikten sonra hemen o gün, iş çıkışı Süreya’nın eve gelmediğini, bir süre sonra pencerenin önündeyken Süreya’nın karşıdaki bankta öylece beklediğini anlatmıştır hep Tomris..

Beni bıraktı ama rahat edemedi. Ona göre bana sahip olunamazdı.

Böyle tutkulu bir aşkın ardından, elbette ki ayrılıkları, sarsıcı bir bitişti.
Ardında kalan ise, müthiş Süreya dizeleriydi.

‘Tomris Uyar’ Olmak

Turgut Uyar’la şiir üzerine uzun süre uzun bir süre mektuplaştıktan sonra, adeta bir sevda tanrıçası olan Tomris Gedik, “Uyar” olmaya karar verdi… Ve bu aşktan doğan bir de çocukları oldu. İki büyük edebiyatçının dillere destan aşkı, ikisinin de ünlü olmasından dolayı çok darbe aldı. Fakat  yine de, Turgut Uyar’ın 1985’te hayata gözlerini yummasıyla son buldu ancak.

Turgut, her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım…

 

O’nu Görünce Dünyayı Dolaşan Şair: Edip Cansever’in Tomris Hayranlığı

Edip Cansever, Tomris’e tarif  edilemez biçimde hayranlık duyuyordu. Üstelik Turgut Uyar’ın da en yakın dostuydu. Bu hayranlık, herkesin bildiği gizli bir hayranlıktı…
Edip Cansever’in deyimiyle Tomris rakıyı severdi, Edip de O’nu.

Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana.

Yaşanmayan, haliyle bitmezdi de.. Cansever de bunu çok iyi biliyordu.
Ve her yıl düzenli olarak 15 Mart’ta bir şiir yayımlıyordu.

Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Mart ayında patlıcan, ağustosta karnabahar
Mutfağın mutfak olalı böyle
Bir adın vardı senin, Tomris Uyar’dı
Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene
Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
Oysa güneş pek batmadı senin evinde
Söyle
Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç?
Edip CANSEVER

 

Veda

Onlarca öyküsü, özellikle Otuzların Kadını kitabı ve ve şiirlere sebep varlığıyla 62 yıl geçirdi bu dünyada… Ancak 62 yaşında yakalandığı yemek borusu kanseri nedeniyle Tomris Uyar, 4 Temmuz 2003’te hayata veda etti.

Eski şeylerin hepsine veda etmek istiyorum. Ben de bir dev gibi güney denizlerinin ormanları içine kendimi gömmek, istediğim gibi yaşamak, istediğim gibi sevişmek, istediğim gibi şarkı söyleyip yok olmak istiyorum.

Ardından alışılmış şeyler söylesek, O’na yaraşmaz..
Ve fakat; her göğe bakışımızda, Tomris Uyar da, orada..