Adile SultanSaray kadınlarının yazdıkları, “iç dökme” aracı olarak görülen mektup türünde, kadınların iç dünyasını yansıtan izler bulmak oldukça zordur. Zira padişaha yazılan hasret ve aşk mektupları haricinde (Hürrem Sultan’ın Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı mektuplar), çeşitli makamlara ya da devlet işlerine dair kaleme alınan mektuplarda yazanın bireysel dünyasına ait izlere neredeyse rastlamayız.

Böyle bir yazın evreninde kadının en erişebilir olduğu aracın şiir olduğunu söylemekte bir sakınca görülmemeli. Fakat yine de, divan şiirinin hayal dünyası ve dahilinde, hareket kabiliyeti sınırlı olan kadın, şiiri hangi ölçüde “iç dökme” aracı olarak kullanabilir? Duygularını yansıtmada ne kadar cesur olabilir? Adile Sultan’ın divanında yer alan şiirlere baktığımızda onun, divan şiirini bir günlük gibi kayıt altına aldığını görebiliriz.

Tahassürname kısmında, annesinden bahsettiği bölümlere bakmakla işe koyulmak iyi fikir olabilir;

“Validem sevgili canım Zernigâr/Hüsn ü ahlâkı güzel takvâ-şi’ar/Gitdi dünyadan beni koydu yetim/Meskenin ya Rabbi kıl darü’n-na’im.”

Belki annesinin simasını bile hatırlamayacak bir yaşta onu yitiren Adile Sultan, annesini güzel ahlaklı, günahsız görmekle beraber ölümüne de sitem eder. Annesini yitirdikten sonra halası Esma Sultan ve cariye Nevfidan Kadın tarafından büyütülen Adile Sultan’ın, anne özlemini kaybetmediği aşikardır. İftirakname kısmında ise babası II. Mahmut’a yazdığı dizelerle karşılaşırız:

“Öyle me’yûsum ki mislim görmemişdir bu cihân/Vâlidem cânım idi hem vâlidim Mâhmud Hân/Kaldım onlardan sabiyy-i nâtuvan iken yetim/Açdı kalb ü sineme firkatleri zahm-ı a’zim.”

Babası öldüğünde sadece on üç yaşında olan Adile Sultan, ona hem analık hem babalık ettiğini söyleyen padişahın ardından, “Dünyada benden kederlisi yoktur” diyerek kendini ifade etmeye çalışır. Yalnız bir çocuk olarak büyümesinin ruhunda bıraktığı etkileri, her ne kadar isyankar bir tonda olmasa da, tıpkı günlük tutar gibi kaydetmiştir.

Adile SultanAdile Sultan, dünyaya çevresindekilerin bir bir ölümünü izlemeye gelmiş bir kadındır sanki. Kız kardeşi Saliha Sultan’ı da genç yaşta kaybedince, ardından “İftirâka uğradı pek çekdi gâm/yaralanmış bağrını deldi sitem” gibi sade dizelerle kederini not düşer. Bir başka kaybı da Mihrimah Sultan’dır. Yine zamansız ve genç bir ölüm, yine tahassürname bölümünde onun iç dünyasını şöyle kaydetmesine yol açar: “Diyerek hayfâ kerimem Mihrimâh/Dahi yaşın yirmi sekiz iken âh!”

Adile Sultan’ın Mehmet Ali Paşa ile izdivacından memnun olduğu söylenirken, birtakım kaynaklarda da paşanın çapkınlıkları ve sultanın bu çapkınlıkların farkında olduğu gibi sağlam kaynaklara dayanmayan dedikodu mahiyetinde bilgiler yer almaktadır. Bu evliliğin iç yüzünü bilemeyiz fakat Adile Sultan’ın eşi için yazdığı dizelerden birkaçına göz atarsak, o dönemin sosyal hayatı içerisinde evliliğinden memnun olduğunu söylememiz mümkün olur. Örneğin:

“Öyle bir yar için ‘Adile ağlar elbet/Bir Muhammed ‘Ali Paşa idi ol dünyada.”

Saray İçinde Divânı Olan Tek Kadın Şair

Peki kimdir bu saraylı kadın?

Adile SultanAdile Sultan, Osmanlı Padişahlarının otuzuncusu olan II. Mahmut’un kızı olarak 29 Mayıs 1826’da Topkapı Sarayı Harem Dairesi‘nde doğmuş ve 12 Şubat 1899’da ölmüştür. İsmini babası II. Mahmut kendi mahlası olan Adil’den esinlenerek Adile koymuştur. Annesi Zernigar Kadın o çok küçükken vefat etmiştir. Tanzimat devrini yaşamış ve Meşrutiyet devrinin önemli safhalarından bir kısmını görmüştür.

Sultan Abdülmecid ile Sultan Abdülaziz’in kız kardeşi ve V. Murat, II. Abdülhamit, V. Mehmet Reşat ve VI. Mehmet Vahdettin’in halası olan Adile Sultan, Arapça, Farsça, edebiyat, hesap, tarih, coğrafya, müzik ve hat dersleri almıştır.

Yazı hocası devrin tanınmış hattatlarından Ebubekir Mümtaz Efendi olmuştur. Ayrıca İslam Kültürü ve Kuran-ı Kerim’i doğru öğrenme hususunda kuvvetli bir dini eğitim almıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın divânı olan Divân-ı Muhibbi’yi ilk kez bastırarak daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamıştır.

ÇAĞDAŞLAŞMA HAREKETİ

Adile Sultan’ın yaşamının 1868’e kadar olan döneminde İstanbul kadınlarının dışarıya açılmalarında etkili olduğu görülür. Sık sık araba ile şehir gezilerine çıkar, gittiği temaşa ve mesire yerlerine yakınındaki kadınları ve kızları da götürür. Bu, I. Abdülmecid’in Osmanlı sosyal hayatına getirmeye çalıştığı çağdaşlaşma hareketine kadın eliyle gelen önemli bir destek sayılabilir.

Osmanlı Sarayları

Bunun yanında onun sarayının dönemin müzisyenlerine, edebiyatçılarına ve siyasetçilerine de açık olduğu söylenmektedir. Alaturka saz heyetleri ile alafranga orkestra konserlerine özellikle kadın davetliler katılırken, Sultan’ın yetenekli gençlerin yetiştirilmesine katkıda bulunduğu, sazende ve hanendelerin eğitimine özen gösterdiği belirtilmektedir.

ONU ANLATANLAR

Adile Sultan’a dair en ayrıntılı ve canlı anıya Leyla Saz Hanımefendi’nin kaleme aldığı Haremin İçyüzü adlı kitapta rastlıyoruz.

“Adile Sultan, deniz cihetinde (Kuruçeşme Sarayı’ndan bahsediyor) açık renkli ipekli bir kumaşla döşenmiş büyük bir odada kanepede, kerimeleri Hayriye Hanım Sultan’ın yanında oturuyorlardı. Validem tazimkar bir temenna ile ilerleyip o vaktin adeti üzere yer öptü. Arkasından ben ve hemşirem de aynı hürmet vazifesini yaptık, çekildik, durduk. Sultanefendi’nin müsaade ve emriyle yuvarlak birer kişilik kadife yer şiltelerine oturduk. Hatır sordu ve iltifat etti. O şereften hemşirem de hissedar oldu. Sultanefendi’nin, kerimesine: “Küçük hanımla bahçede geziniz, eğleniniz,” emriyle çıktık.”

Sonuç olarak, Adile Sultan’ın şiirine salt bir divân şiiri olarak bakılması, onun yüzyıllar öncesindeki divân şairleriyle karşılaştırılması bize şiiri hakkında sağlıklı sonuçlar vermeyebilir. Kadınların mektuplarını özgürce yazamadığı, günlük tutma pratiğinin şiire bağlandığı Osmanlı sosyal hayatında, sultanın divân şiirini bir “iç dökme” aracı olarak kullanması onun şiirinden herhangi bir değer eksiltmeyeceği gibi, okura farklı okuma biçimleri sunarak divân şiirinde kalıplaşmış hayal dünyasından ve söz öbeklerinden sıyrılmanın başka bir yolunu sunmaktadır.

“İşte bu pür-yara sinem gördü bir yara. Uğradı ya’ni cefâ-yı çarh-ı gaddâra dahi/Kardaşım ‘Abdü’laziz Hân Padişâh-ı ‘aşr iken/ (…) Nâ-gehan bir hâl oldu mahşer-i dünya gibi/Düşdü al kanlar içinde goncây-ı hamrâ gibi.”

Kaynak