Çocukluğundan beri tiyatro sahnelerinden ayrılmamış Tanya Aksu Gökdeniz ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Hasan Fehmi Gökdeniz ile birlikte yıllardır tiyatro sahnelerinde aldıkları görevlerle, her anlamda özverilerinin ve tiyatro tutkularının gözle görülür olduğu bir gerçek. “Devr-i Alem Oyuncuları” olarak sergiledikleri her oyun, büyük emek ve mühim mesajlar içermekte.

Ancak bütünüyle tiyatroyu ve bu macerayı Tanya Aksu Gökdeniz’den dinlemek çok daha keyifli!

  • “Devri Alem”in hikâyesi ne zaman ve nasıl başladı?

-Devr-i Âlem Oyuncuları, 2007 yılından itibaren faaliyetlerine İstanbul ‘da devam ediyor. İçinde bulunduğum ve kurucusu olduğum ekibimiz 4 kişiydi o zamanlar: Güray Özcan, Gizem Duman, Hasan Fehmi Gökdeniz. ‘’Devr-i Daim Oyunlar’ başlığında birbirini tamamlayan skeçlerden oluşan oyunumuzla başladı yolculuğumuz… Daha sonra 2010 ve 2013 yılları arasında İstanbul Kadıköy’de, Livingroom Ard Cafe’de, yerleşik düzende düzenli olarak yetişkin oyunları sahneledik. 2014 yılında Bostancı Beyaz Sanat Merkezi’ne taşındık. Bir yıl sonra Şişli Bomontipark AVM CSA Alternatif Sahne’ye geçerek oyunlarımızı sergilemeye devam ettik. Üç yılın sonunda ise tekrar Bostancı Beyaz Sanat Merkezindeyiz. ’’Hiç kimse ‘’ adlı oyunumuzu her ay sergilemeye devam ediyoruz. Yeni oyunumuz “Üçgenin Dördüncü Köşesi” de prova aşamasında.

 

  • Şimdi kaç oyuncu var peki DAO’da? Sık sık oyuncular değişiyor mu? Ekipten biraz bahseder misiniz bize?

-Kadromuz belirlediğimiz oyunların oyuncu sayılarıyla beraber değişkenlik gösteriyor aslında. Değişmeyen arkadaşlarımız da var tabii. Hasan Fehmi Gökdeniz, Hüseyin Bakadur, Sibel Yaptı, Gizem Demirtürk, Harika Derya Ertan, Vurgun Deniz, Ali iştenoğlu, Adnan Büyükbaş, Efsun Akkurt demirbaşlarımızdır diyebiliriz. Kadroda pek değişikliğimiz olmadı açıkçası.. İki oyunumuzda birer karakter değişikliğimiz oldu sanırım.

“8 YAŞINDAYDIM.
BENİ ROLE ANNEM HAZIRLAMIŞTI.”

  • Tüm oyunlar sizin yönetmenliğinizde mi gerçekleşiyor?

-Bütün oyunların yönetmenliğini ben yapmıyorum elbette. Hasan Can Türkkanı ve Bahadır Benjamin Bingöl ile de uzun yıllar çalıştık.

 

  • Önce yönetmenlikle mi başladınız, yoksa oyunculukla mı? Bu macerada sizin başlangıç noktanız neresiydi yani?

-8 yaşındaydım… Almanya’da başladı.  O yıl yaşadığım kent Stuttgart’ta 23 Nisan kutlamaları resmiyete kavuşmuştu. Ve biz Türk Okulu olarak bir tiyatro oyunu sergileyecektik.  Rahmetli annem hazırlamıştı beni role. Profesyonel olarak da yine çocuk denecek yaşta başladı. Yalova’daydım. Şakir Demirpehlivan, rahmetli Ayhan Alşan ve Miray Akalp önderliğindeki kurslara katılmıştım. Yönetmenlik ise çok daha sonra, 2000li yılların başında büyük bir heyecanla başladığım bir macera…

KORKUSUZ TİYATRO!
  • Sahnelediğiniz oyun senaryolarında olmazsa olmaz dediğiniz bir şey var mı?

-Elbette var! Modern çağın insanını cesurca ele alabilen, iyi bir dille yazılmış ve birçoğumuza saçma gelen durumları korkusuzca yazmış yazarları çok seviyorum. Karakterlerin görünen değil görünmeyen taraflarının ortaya atılmasına ve didiklenmesine önem veriyorum.

  • Peki her sahnelenen eser sizce sosyal mesaj içermeli mi?
  • -Evet olmalı. Bir tiyatro eserinde sosyal içerikli mesaj olmasında sakınca görmüyorum.

 

  • Tiyatro ile profesyonel ilgilenen biri olarak siz nasıl bir izleyicisiniz? İzlediğiniz oyunlarda gözünüz ne arar, neye dikkat edersiniz?

-Pozitif bir izleyiciyim. Dikkatli ve gülümseyen bir tavırla oyun izliyorum. Sevdiğim bir oyunu defalarca izleyebilirim. Tiyatro oyunlarına bütün olarak bakmaya çalışırım.  Detaylara inebiliyorsam mutluyumdur. Dekor, kostüm, ışık ve benzeri detaylardan çok, duygular ilgilendirir beni. Oyuncunun yarattığı karakter ile birlikte metnin duygusunu taşıması önemli benim için.

  • Tanya Aksu Gökdeniz tiyatro ile ilgilenmeseydi ne iş yapardı bu hayatta?

-Kesinlikle doktor olurdu. İnsanlarla olmayı, onlarla ilgilenmeyi ve bir arada yaşayabilmeyi çok seviyorum. Başı ağrıyan biri olur diye her zaman çantamda ağrı kesici bulundururum mesela!

“NEDEN TİYATRO?”

-Mutluluğum için!

  • Şu ana kadar unutamadığınız sizi en çok etkileyen, mutlu eden oyun neydi?

Bursa Devlet Tiyatroları, 90’lı yıllarda sergilemişti: Bertolt Brecht’in Kafkas Tebeşir Dairesi. O oyunu çok sevmiştim. Unutmuyorum hiç, çok iyi bir oyundu.

  • Sahnede başınıza gelen unutamadığınız bir anınız var mı?

Oktay Arayıcı’nın “Rumuz: Gonca Gül” adlı oyununu oynuyorduk. Ayşen rolündeydim. Ezberime her zaman güvenen biri olarak sahnedeyken bir jesti yapmadığım için trak geldi. Her şey durdu. Daha önce hiç yaşamamıştım böyle bir şey! O an bitmek bilmedi. Zaman durmuş, ben de onunla birlikte öylece duruyordum. Bir an unuttuğum jest aklıma geldi, yaptım ve replikler anında akmaya başladı. Bu anı hiç unutamıyorum.

“TİYATRO, KOLEKTİVİZMDİR!”

  • Bütün yaşadıklarınız ve tecrübeleriniz ışığında, tiyatronun sizce olmazsa olmazını soralım bir de..

Oyuncu, senaryo, sahne tasarımı, ışık, dekor kostüm, gişe memuru, yer göstericisi: Hepsi bir bütündür. Birbirinden asla ayrılamaz. Tiyatro sanatı, kolektif çalışmayla var olabilir ancak. Sorunun cevabı kolektivizmdir.

 

Tiyatroyu bütünüyle başarılı ve yaşamsal kılan Devr-i Alem Oyuncuları’na ve oyun takvimlerine bu linkten ulaşabilirsiniz!