İstanbul Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü‘nü yüksek onur derecesi ile bölüm 1. olarak bitirmiş, uzun yıllar öğretim görevlisi olarak kalmış, 4 single ve 4 albümle yediden yetmişe birçok insanın kulağına huzuru doldurmuş, bestesinin sözüne aşık olduğu şarkılarıyla samimi ve bir parça umutla, son albümü “Sürsün Bahar” ile bahar gibi gelen sanatçı Can Kazaz, sorularımızı yanıtladı.

  • 1 Nisan 2017’de, yani yine baharda “Ben Sizden Kaçtım” gelmişti. Şimdi yine baharda, “Sürsün Bahar”ı müjdelediniz. Bu albüm ve bahar mevsimi; ne anlam ifade ediyor sizin için?

Sürsün Bahar’ın daha metaforik bir anlamı var kendi içinde aslında… Albüme ismini veren şarkı babamla ilgili çünkü. Gelincik çiçeğinden bahsediyorum örneğin ona itafen; baharda gördüğümüz hani… Hep sürse bahar, bitmese, diyorum böylece.
Bir önceki albümün planlamasına baharda çıkmasıyla ilgili bir şartım yoktu. Hep sonbahar, kış albümleri yaptım ben aslında… Şahsen de bahara alerjim var maalesef. Ama köye yerleştiğimden beri İlkbaharda doğanın ne kadar mucizevi şekilde canlandığını görüyorum. Çok net hem de! Keşke bünyem reaksiyon göstermese tabii ama böyle de seviyorum baharı. Kötü etkileri yüzünden iyi şeyleri sevmeyecek halimiz yok.

  • Sürsün Bahar dahil, Bunca Yıl, Kendi Halimde, Kırlangıçlar Gibi, Bir Ben Kalsam gibi şarkılarla çok sevildiniz. Bu şarkılar genelde huzuru ve bir miktar da isyanı hatırlattı bize. Siz hangi duygularla yazdınız en çok şarkılarınızı?

Melankoli ağır basıyor en çok sanırım. Huzuru elden bırakmamaya, ümit veren bir yanı hep barındırmaya çalışıyorum; ne mutlu bana dinleyenlere de geçiyorsa. İsyan etmemiş ya da böyle düşünmemiştim ama hakikaten de var öyle bir durum. Bir serzeniş hali söz konusu, evet… Bu benim karakterimle ilgili galiba. Zaman zaman şikayet ediyorum bazı durumlardan ve asileşiyorum. Tamamı benden ve gerçek; gerçek değilse bile deneyimlerimden oluşturduğum kurgularla üretiyorum hep. Aslında müziğim benden birçok parçayı bütününde barındırıyor. Dolayısıyla kendimi tanıdıkça sıfatlar oluşuyor sanki şarkıların sözleriyle.

  • Bu belki biraz kişisel bir soru ama.. “Bunca Yıl”ın bir hikayesi var mı?

Var tabii. Spesifik bir akış değil şarkıdaki ama zamanında yaşadığım bir ilişkimdeki imgelerin tamamı var diyebilirim. Bir sürü soyut sözcük, havada uçuşan hatıralar… O dönemki düşünce ve hislerimin hatırladığımda bende uyandırdıkları oldu “Bunca Yıl.”

“Önümdeki yolu görüyorum, taşları tek tek ben kaldırıyorum ve onu hayalimdeki yola dönüştürüyorum.”

  • Betimlemeleri oldukça derindi, evet. Yaşamın getirdikleriyle hayalleriniz hep örtüştü mü peki? Yer, zaman, şarkı, mevsim fark etmeksizin!

Benim hayatım; hayalini planlamak, planladığını da gerçekleştirmek üzerine kurulu bu anlamda. İlerlemek istediğim ve önümdeki yolu görüyorum, taşları tek tek ben kaldırıyorum, onu hayalimdeki yola dönüştürüyorum bir nevi. Hayal kurduktan sonra ona nasıl erişebileceğimle ilgili yaşıyorum artık. Hayat zaten plan işlediği sürece o hayali gerçeğe dönüştürüyor. Ütopik bir hayalden bahsetmiyorum tabii: Daha gerçekçi olmak lazım zaten bence. Çok uzun bir süre hedef gibi görmedim ama artık böyle sanırım… Hedef ile hayal kardeş gibi oldular.

  • Ne güzel; istedikleriniz yaptıklarınız şeklinde kayda geçiyor.

Galiba. Öyle olmasını umuyorum hep.

  • Sizi bazı yorumlarda Yavuz Çetin, Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok gibi naif ve müziği daima kaliteli diyebileceğimiz isimlerle benzeştiriyorlar. Siz kimi kendinize yakın görüyorsunuz?

Dünya üzerinde rol model aldığım kimse yok. Büyük bir yelpazem var çünkü! Hmm.. Küçükken Barış Manço dinlerdim çokça. Dinlemeyen de yoktur zannediyorum bizim nesilden. Güncel olarak; hem akranlarımızdan, hem popüler olanlardan kim varsa bir dinleyici olarak hemen hepsini heyecanla takip ediyorum. En yeniden keyif almayı seviyorum galiba.

  • Sizin güruhunuz için “Üçüncü Yeniler” gibi bir isim var ve siz de bununla ilgili bir yorumda bulunmuştunuz. Ne düşünüyorsunuz tam olarak “Üçüncü Yeniler” ile ilgili?

İsim olarak çok saçma olduğunu yazmıştım zaten, evet. “İkinci Yeni” bir edebiyat akımı iken, “Üçüncü Yeniler” diye hiçbir tutarlı benzerliği olmayan bir sürü insanın tek bir keseye doldurulmasına karşı çıkıyorum. Çünkü o güruhu aynı keseye koyduğumuzda, oradan herhangi biri doğru sayılmayacak ya da beğenilmeyen bir şey yaptığı zaman çuvalın tamamı tekmelenmeye başlanacaktır. Bu hiçbir konuda doğru değil. Kendi adıma; ayrı durmamız gerektiğini düşünüyorum. Birlikte işler yapalım, destek olalım ama tek başımıza bir şeyler yapabilelim. Böylece müziğimiz de çok daha güçlü olur.

  • Bir binanın kolonları değil de, ayrı ayrı bir sürü bina ve böylece oluşan şehir gibi…

Aynen öyle. O yüzden o kavrama doğrudan karşıyım ben. Sadece Spotify’da bir playlist adı: Bir akım değil.

  • Sizin sesinizle ve şarkılarınızla ilgili yorumlardan biri de şu “Can Kazaz: acil durumda kırılan cam.” Bu benzetmeden sonra şunu soracağım; sizin acil durumlarda dinlediğiniz bir şarkı ya da yaptığınız rutin bir eylem var mı?

Teşekkür ederim yorum için… Dışarı çıkıyorum: Yürümek düğümlerimi çözüyor. Kafam çalışıyor; zannediyorum bilimsel olarak da kanıtlandı bu… Aslında çok standart bir şey seçmiyorum acil durumlarda, keşif seviyorum diyebilirim. Örneğin, yürümüyorsam eğer; enerji boşaltmak için rap müzik dinliyorum.

  • Hangi isimleri dinliyorsunuz?

Kendrick Lamar, Anderson Paak, J Kool gibi; trap bile olsa belli bir çizgide olan şarkıları dinliyorum. Türkçe çok az dinliyorum; hepsini takip etsem bile açıp dinlemiyorum daha doğrusu. Ama ilk çıkardığı albümle Ezhel’i çok dinlemiştim.

“Müzik okumak isteyenler: popüler müzik yapmak için bunu yapmanıza gerek yok. Gitar çalıp şarkı söylemek istiyorsanız okul olmadan da bunu kendinizi geliştirerek yapabilirsiniz.”

  • Ezhel’i biz de çok severiz… İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde öğretim görevlisiydiniz; ta ki Çanakkale’ye yerleşene dek… Müziği okumak ve okutmanın önemi sizce nedir? Müziğin anahtarı bu mu sizce?

Müziği eğitimli yapmakla alaylı yapmak arasında sadece dağarcık anlamında bir fark oluyor. İnsan, üretmek istediğiyle ilgili yeteneği ve yeteri kadar bilgisi ya da deneyimi ile müzik insanı olabilir. Herhangi bir bölüm okumaktan çok da bir farkı yok: yine birçok şey inceliyor, okuyor, sınavlara giriyorsun. Yelpazen oldukça genişliyor. Bir network sağlıyor mutlaka. Derinine inebiliyorsun böylece. Kariyerini daha rahat şekillendirebiliyorsun. Fakat atlamamak lazım; tamamen çalışma potansiyeline bağlı bu avantajlar. Veya bir soru, bir sorun oluştuğunda; çözüme çok daha kolay ulaşıyorsun… Buradan söyleyebilirim ki, müzik okumak isteyenler: popüler müzik yapmak için bunu yapmanıza gerek yok. Gitar çalıp şarkı söylemek istiyorsanız okul olmadan da bunu kendinizi geliştirerek yapabilirsiniz. Müziği bilim olarak ele alıp incelemek isteyenler okumalı. Amacı bu olmayanlar bir şekilde okuldan gidiyorlar zaten; tecrübeyle sabit.


“İstanbul gri, umut mavi, anne… anne sisli bir günbatımı.
Huzurlu bir tonu var annenin.”

  • Ve son soru… Bir yorumda yine sizin için “ses rengi gökkuşağı: size hangi renk lazımsa onu alırsınız” denmiş. Sizden 3 kelime ile ilgili birer renk ve koku benzetmesi rica edeceğim: anne, İstanbul, umut.

İstanbul, gri. Belki birçok insan Ankara için böyle söylüyor olabilir ama şarkılarımda da var bu. Ben eskisi kadar sevmiyorum artık İstanbul’u, binaları gri, insanları gri… Kokusu… Kokusu ise petrol artığı sanırım.
Umut, mavi. Kokusu dağ, orman; bolca nefes alabileceğiniz ve hiç doyamayacağınız bir koku.
Anne; anne kokusu işte! Herkes için ayrıdır ve çok özeldir bu koku… Rengiyse toz pembe, pastel tonlar sanki. Sisli bir günbatımı diyebilirim hatta. Huzurlu bir tonu var annenin.

  • Son olarak ekliyorum: Pişmanlık.

Pişmanlık, beyaz. Pişmanlığın kokusu olur mu ya?

  • Olur tabii..

Burnunda tüter, değil mi? Benim için saydam bir şey pişmanlık; bir süre sonra tecrübeye dönüşür çünkü mutlaka. İyi hatırlamak daha az yorar insanı.

  • Su kokusu belki?

Aslında pişmanlık negatif geliyor kulağa ama suyun da çeşit çeşit kokusu ve hali var tabii. Tecrübeye dönüşmesi arınma olarak ifadelendirilebilir.
Böyle söyleyelim: su olsun, aksın…

Pişmanlıklar su olsun aksın, bahar daima sürsün, Can Kazaz hep şarkılar söylesin.
Teşekkürler!

CEVAP VER

Yorumunuzu Girin
Lütfen adınızı giriniz.