Dinleyenler bilir ki sesi naiftir. Tanıştığınızda anlıyorsunuz ki kendi sesinden de naif. Bahsi geçen zat-ı muhterem Zeynep Bakşi Karatağ.

Ben de maalesef ki birçoğunuz gibi yaptığı dizi film müzikleri ile Bakşi Karatağ’ı tanıdım. ‘Kim acaba’ diye araştırma yaparken dedim ki: “Bu güzel sesi yıllarca bilmeden nasıl yaşamışım?” Ardından yükselen iç sesim “kim bilir kimler var daha bilmediğim, bilmediğimiz” diye seslendi. Röportaj teklifi için sosyal medya hesabına attığım mesaja olan ilgili ve samimi dönüşü bana şunu dedirtti. “Oh! Kaprisi yok”. Ve sonra Türkiye’de ki ilk konserinde bir araya gelip konuştuklarımız şöyle…

En klişe soru ile başlayalım mı? (Bir tebessüm edip devam ederim) Öncelikli olarak sizi sizden dinlemek isteriz.

Her şeyden evvel önceliği annelik olan, kocasıyla müzik yapan, fazla abartıyı sevmeyen, biraz düzen takıntısı olan, hep üşüyen (gülüyor), çabuk ve kolay karar veremeyen, içime sinmeyen bir şeyi çok gerekli değilse yapmayan, 1974 yılından bu yana şu koca evrende var olan bir kadınım desem.

Her geçen gün dikkatleri üzerinize topluyorsunuz. Hayal miydi bu yaşanılanlar yoksa hedef miydi?

Kulağa tuhaf gelecek belki ama her ikisi de değildi. Ya da şöyle söyleyeyim; Ertelenmiş, rafa kaldırılmış hayaller ve hedefler… Evet, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı yıllarında sadece müzik ve o alanda bir şeyler yapmak derdindeydim. Ama evlenip Almanya’ya yerleştikten sonra sanki bütün defterleri kapattım ve bir kenara kaldırdım sanıyordum. Gerçekten de sanıyormuşum! İçinizde yarım bıraktığınız bir şey kaldıysa, o her ne ise size rahat vermiyor. Yani bende öyle oldu. Babamın çok güzel bir lafı vardır. “Kızım sen bıraksan da, o seni bırakmıyor”. Öyle de oldu ve on beş sene sonra birbirine hasret iki dost gibi müzikle tekrar kucaklaştık. Ve sonrasında biliyorsun, albümler, tekliler, konserler, röportajlar.

Eşinizle çalışmak zor mu? Çalışırken fikir ayrılığına düştüğünüz oluyor mu? Yani açıkçası krizler nasıl yönetiliyor?

Yok, hiç de zor değil. Aksine çok daha avantajlı. 20 yıldır beraberiz ve artık birbirimizin ciğerini biliyoruz (gülüyor). Çalışırken karşılıklı olarak birbirimizden beklentilerimizin farkındayız ve ona göre davranıp hareket ediyoruz. Bu da bize zaman kazandırıyor, çalışmalarımızda daha çabuk ve hızlı ilerliyoruz. Her şeye rağmen tartıştığımız ve fikir ayrılığına düştüğümüz illa ki oluyor. Ama bunun bile ortaya çıkan işe olumlu katkıları oluyor. Mesela “Talihim Yok Bahtım Kara’nın”  kaydında Murat bana yandan yandan müdahale etmeye çalışıyor  “şöyle mi okusan, böyle mi yorumlasan” diye. Azıcık kızdım, küstüm. Sonrasında şarkıyı o ruh haliyle bir kederli okumuşum,  iyi ki de öncesinde tartışmışız diyorum.

“İçimden bir ses bu sorunun son cümlesini dinlerken şöyle der; her küskünlük bu ailede sanatsal yorumu doğuruyorsa, Zeynep Bakşi dinleyenlerinin bam telinin daha çok çekeceği var.”

Yurt dışında yaşar iken Türkiye müzik piyasasında var olmak zor olmuyor mu? Gelecekte ülkenize dönme planınız var mıdır?

Teknik anlamdaki işlerin gidişatında bir sıkıntı olmuyor. Ama kısa vadeli radyo ve televizyon programlarından gelen davetlere katılamıyoruz. Ha deyince çıkıp gelemediğimiz durumlarda konser/sahne tekliflerini değerlendiremediğimiz zamanlar oluyor. Röportajlara e-mail yoluyla cevap veriyorum.

Zeynep Bakşi Karatağ her anne gibi ninni söyleyen bir anne. İki erkek evlada sahip. Barış 18 ve Deniz 16 yaşında. Güzel yemek yapan, sağlıklı yemekleri tercih edenlerden. Tabi bu sağlıklı yemek durumunun ailede nasıl karşılandığını birde Deniz ve Barış’a sormak gerek.

Çocuklarınıza özel söylediğiniz ninni var mıydı?

“Uyusunda büyüsün ninni, tıpış tıpış yürüsün nini” okumayan var mıdır ki! Sonuna da eee, eee, eee, ee. Ben de söylerdim. Elbette türkü de çok okudum. En çok da  “Gesi Bağları”nı. O zamanlar bir de gurbette ilk yıllarım. Özlem var. En fazla anneme… Büyük oğlum üç-dört aylıkken dudaklarını büzüştürüp ağlamaya başlardı ben türkü okumaya başlayınca. Artık nasıl içli okumaysa (gülüyor)…

Bir anne, bir eş olarak yemeyi ve yedirmeyi sevdiğiniz ne var?

Ben çorbacıyım. Çorbayı ve her türlü sulu yemeği severim. Hiç ayırmam. Murat da öyle. Çocuklar öyle değil ama. Yemek ayırıyorlar maalesef. Büyük oğlum en çok pazı sarması ve içli köfteyi (haşlama ama kızartma değil) küçük oğlumda anne hamburgerini severek yer. Yemek yapmak iyi güzelde şu mutfak toplamak olmasa!

Zeynep Bakşi Karatağ gereksiz şeyleri sevmeyenlerden belli, insanın da eşyanın da fazlalıklarından kurtulmayı bilenlerden.

İkinci bir şansınız olsa kendinizde ve çevrenizde değiştirmek isteyeceğiniz ya da sil baştan yaşamak istediğiniz ne var?

İnisiyatifimde ise ve mümkünse çevremde değiştirmek istediğim ne varsa değiştiriyorum zaten. Ya da uzaklaştırıyorum. Gereksiz eşya, insan her neyse… Kendimde ise, kafama taktığım, olmasını istediğim bir şey varsa hemen olmasını isterim. Bu tez canlılığımı ve perfeksiyonist tarafımı törpülemek isterdim. Zira yorucu özellikler!

Gecenize şahitlik eden başucu şarkılarınız var mıdır?

İlk aklıma gelenleri söyleyeyim hemen, Fikret Kızılok “Zaman Zaman” albümü başucu albümümdür. Ezgi’nin Günlüğü  “Seni Düşünmek” de öyle.

Müzikle büyümeseydiniz yine de müzik der miydiniz?

Müzikli zamanların çok olduğu bir evde büyüdüm, evet. Ama öyle olmasaydı da şarkı söylemeye yatkınlık olduktan sonra, her koşulda bir şekilde yollar yine müziğe çıkardı. 

Karma ailesi sizi çok sevdi umarım sizde bizi iyi anımsarsınız.

Çok teşekkür ederim. Yaptığımız müzikler, söylediğimiz şarkılar sayesinde yollarımız kesişti de, bizde sizin gibi harika işler yapan güzel insanlarla tanıştık, varlığınızdan haberdar olduk. Tekrar görüşmek dileğiyle…

CEVAP VER

Yorumunuzu Girin
Lütfen adınızı giriniz.