Bir gemi hikayesi: Leyla ile Mecnun

Leyla ile Mecnun’u hepimiz çok sevdik. Şimdi de yazılı olarak karşımızda. Ülkemizde ekrana kilitleyen absurd komedi dizinin, absurd mizah yapan kitabı. Yarım kalmışlığın hikayesi ve şimdi onun tamamlanma zamanı. Kitap çıkalı epey oldu; O zaman kitaptan alıntılarla içeriğinden bahsedelim. Henüz okumamış olanlara ya da bir kitap önerisine ihtiyaç duyanlara tavsiye niteliğinde olsun.

Ben Mecnun Çınar. Ve sürekli yanlış tercihler yaparım. Sorumluluk sahibi her insanın yapacağı gibi sorunlarla yüzleşip, hatalarından ders alarak durumu düzeltmeye çalışmak bana göre değil. Çünkü düzeltmeye çalışırken iyice bozarım. Bu hayatta bir gerçek var ki, herkes hata yapar. Ama ihale her seferinde bana kalır. İyisi mi sessizce beklemek. Benim de sorunlarla başa çıkma yöntemim bu işte.

Aynı gün, aynı hastanede gözlerini dünyaya açmasıyla başlayan hikayemiz. Bir hayatın birden fazla kez yaşanacağının, her birinden farklı ya da aynı yollardan geçip, bambaşka bir yolda olma haliyle sona ulaşıacağının kanıtı oldular. Burak Aksak’ın farklı anlatımıyla, olaylara bakış açısının renkleri gökkuşağının yedi rengini taşıyordu…

“Hayat zor, hayat acımasız. Ben de isterdim geçmişimden koşar adım kaçıp, yepyeni başlangıçlara doğru yelken açmayı. Ama ayağımda annemin terlikleriyle en fazla bakkala kadar gelebildim.”

Burak Aksak, yarım kalan her şeyin mutlak suretle birgün tamamlanması gerektiğini dile getiriyor:

“Belki başka bi’ zaman, başka bi’ yerde. Sonuçta yarım kalan her şey tamamlanmaya muhtaçtır.”

Özlediğimiz tüm karakterler kitabında içerisinde canlanıp sayfanın satırlarında bize ses olarak yansıyor. İsmail Abi’nin, Mecnun’un, Yavuz’un, Erdal Bakkal’ın, İskender’in, Gözlüklü Çocuk Kaan’ın, Yedek Kamil’in sesi adeta kulağınızda yankılanıyor…

İşlerin ters gitme ihtimali varsa, mutlaka ters gider. Kaan buna “Murphy Kanunları” diyor. Annemse “Besmelesiz çıkıyon evden, ondan oluyo, sağ ayağınla çık şu evden” diyor.

Kahramanlarımız bu kez bambaşka bir maceranın peşinde. Akıllarda ise tek soru: Mecnun bu kez Leyla’sına kavuşabilecek mi?, yoksa yine çaresiz aşıkların son durağı olan o çölde mi açacak gözlerini? Mecnun’un hayatında her şey Leyla’sı ile dengedeydi…

“Kafeden içeri girdi, cam kenarında bir masaya oturdu. Öyle alelade oturmak değil bu, sanki dünyanın su terazisi yamuktu da o oturunca dengelendi.”

Leyla ile Mecnun yine bildiğiniz gibi, akıcı ve absürd dili sizi bir yandan kahkahalara boğarken, bir yandan da ağlatıyor. Bu arada kitaptan keyif almak için illa diziyi izlemiş olmanız şart değil. Nihayetinde her seferinde bir başka hayat var…

(İsmail Abi) “Kalbinde rengârenk çiçekler yetiştirir İsmail Abi. O çicekler solmasın diye ağlayarak sulamak ister gibidir gözleri.”

Umudun ete kemiğe bürünmüş haliydi İsmail Abi. İnsan umutlarına nasıl veda edebilir ki?

Biz kitapla alakalı bir şeyler okumayı bekliyorduk bu dizi nereden çıktı diyenler olacaktır. Kitap, aynı zamanda senarist olan yazarın kaleminden dizideki karakterleri ve dili kullanarak yazılmış. O yüzden dizi hakkında bilgi sahibi olmak kitap için daha iyi bir başlangıç olacaktır.

Gelelim kitaba. Kitapta diziye ait karakterler, sahneler, kullanılan ağız, espriler hepsi diziye özgü şekilde devam ediyor. Hatta bazı bölümlerde kitap mı okuyorsunuz senaryo mu okuyorsunuz aradaki ayrımı yapmak güçleşiyor. Ama diziyi bilen, en azından aşina olanlar buraları keyifle okuyacaktır.

Pek tabisi İsmail Abi’ye de kocaman bir selam göndermesek olmaz. O zaman bugün de Leyla ile Mecnun, o geminin geleceğine ilk günkü gibi inanan bizler gibi, kendi çölünün mağarasında kaybolanlar için hiç tereddütsüz okusun…

CEVAP VER

Yorumunuzu Girin
Lütfen adınızı giriniz.