Kargo grubunun basscısı ve kurucularından biri olan MŞŞ ile Kargo’yu konuştuk.

Önce Mehmet Şenol Şişli’den bahsedersek, müzik hayatınız nasıl başladı?

“Kadıköy Bostancı” adında bir grubumuz vardı. Belki de bütün hikayeyi anlatan, bu grubun ismi. Kadıköy-Bostancı hattında, bir hayalet yaşadı aranızda. 

Kargo kurulmadan önce o adamla tanıştım. O adam kim diyeceksiniz. 

Koray Candemir?

Hayır, Koray Candemir hikayeye sonradan katılan bir karakter. 

Selim Öztürk?

Adamımız evet. Başrolde. Onların aslında Kargo’dan önce “A rh+” adında bir grupları vardı. Ben de RX adında bir grupta çalıyordum ve gitaristimiz Selim’lerin grubunda davul çalmaya gidiyordu. Ben de onunla beraber provaya gidip dinledim ve dedim ki ben de çalarım. Buradaki hikaye Türkçe sözlü müziğin içinde yer alma hikayesi. Çünkü RX İngilizceydi, sözleri ben yazmıyordum ama ufak tefek şiirlerim de yayınlanmaya başlamıştı, sözel çalışmalarım da oluyordu derken Selim ile çalıştık. Aradan bir sene geçmeden beraber müzik yapmaya başladık. Sene 1990, 1991 civarları. 

Tabi her hikayenin merkezinde her zaman bir kadın vardır. Orada da öyle oldu ve hikaye başladı.

O kadın kimdi?

Badlik Amiri’nin başrolünde oynayan kadın. O zaman grubu kurduk çalışıyoruz ama grubun ismi yok. Bir gün yine çalışma sonrası Ozan Çolakoğlu, Selim’in okuldan arkadaşı, her şeyi biz kuruyoruz biz taşıyoruz kendi ekipmanlarımızı, “Oğlum siz grubun ismini Kargo koysanıza” dedi. Biz de tam bagaja yerleştirirken Selim ile durduk ve “Evet ya!” dedik. Çünkü o zaman biliyorduk uzun süre bu yükü taşıyacağımızı. Farkındaydık. Çünkü geri dönecek adamlar değildik ikimiz de. Öyle başladı hikaye.

Koray ne zaman dahil oldu?

Koray aslında hayatıma gruptan önce dahil oldu. Yine dönüyoruz, bütün olayların merkezinde kim vardır, bir kadın vardır. Onunla da tanışma hikayemiz başka bir kadın aracılığı ile oldu. Tabi Koray çok gençti. 18 yaşındaydı. Çalıp söylüyordu. Müzik yapmak istiyordu ama hobi olarak yapıyordu, arkadaşlarıyla çalıp söylüyordu. Sene 93 oldu. Bizim ilk albüm çıktı. O sırada bütün hareket de doksanların başında başladı. Bizim jenerasyon evlere sığmamaya başladı. Özel televizyonlar, özel radyoların açılmasıyla birlikte biz sokağa indik ve canlı çalınacak mekanlar türemeye başladı. Her yerde cover grupları… Biz de Mister No adındaki grupla beraber Ortaköy Sis Bar’da çalıyorduk. Sis Bar’ın altında da küçük bir bar vardır, Hyperyon diye şimdi yok tabi o bar. Bir gün biz soundcheck yaparken Koray geldi. O zamanlar Vega’nın gitaristi, adı aklıma gelmedi, onlar ikisi dostlar. “Biz aşağıda konser vereceğiz. Ama tunerımız yok.” Dedi. Ben de “E o zaman sizi tune edeyim” dedim.  ben ona tuner verdim. “Abi gelip dinlesene.” dedi. Soundcheck bittikten sonra indik dinledik. Grunge da çalıyordu, Barış Manço da söylüyordu. Cover grubuydu. 

Bu arada 93 yılında ‘Sil Baştan’ albümünü çıkardığımız ekiple ayrılmıştık. Selim Amerika’ya gitmişti. LA’da master yapıyordu. Tabi burada hareketlenme olup olaylar kopunca oradan neler olduğunu algılamıyordu, mektuplaşıyorduk o zamanlar. Dedim hemen gelmen gerekiyor Selim. Geldi fakat bir tek ikimiz vardık. Nasıl yapacağız nasıl grup kuracağız diye düşünüyoruz. Mister No’da Serkan Çeliköz çalıyordu, RX’de Burak Karataş ile çalışmıştım. Klavye ve davul okeydi. Fakat solist için Selim ısrarla kadın solist istiyordu. İlk solistimiz kadındı çünkü. Ama ben istemiyordum çünkü artık sözleri benim yazacağım belli olmuştu. 

O zamanki kadın solist kimdi?

Deniz Aytekin’di. 

Onunla çekilmiş bir klip var hatta galiba?

Evet ‘Yıllar Sonra’ şarkısının klibi. Ahmet Yiğit yönetmenliğinde. 

Özlem Tekin daha Volvox’a girmemişti. Şebnem Ferah grupta, Sis Bar’da çalıyorlar, Özlem daha grupta yok. Özlem Ankara’dan İstanbul’a yeni gelmişti. O zaman gidelim konuşalım dedik. Ama Özlem de o arada VolVox’a girmişti dolayısıyla Özlem olmadı. Daha sonra vakit geçince Selim de hiç Şebnem’i izlememişti ve izledikten sonra Şebnem olmalı dedi. Şebnem ile prova yaptık, çalıştık. Sonra o solo devam etmek istedi, dolayısıyla ikinci kadın solist de olmamış oldu. 

Korayı dinlemeye gittiğimiz gece ki arkadaşımız da dedi ki Koray’ı denesenize. Sonra Koray’ı aradım. Bir gün geldi Rıza Erekli stüdyosuna. Bildiği bütün şarkıları söyledi. O günden sonra biz Serkan, Burak, Koray, Selim ve ben olarak devam ettik. 93’ün sonu 94’ün başıydı. 

Koray’la ilk klibiniz muhteşem. Koray da çok genç tabi o zamanlar. 

“Yüzleşme” şarkısı evet. Albüm çıktı ardından. O zamana kadar Bulutsuzluk Özlemi seviliyordu öğrenciler tarafından ama rock müzik Türkiye genelinde yayılmamıştı. Pop müzik o kadar patlamıştı ki her yerde pop furyası vardı. Biz de müzikal olarak bir şeyleri kanıtlamaya çalışıyorduk. Hatta plak şirketimiz de kaset basmak istememişti. Pentegram vardı cd satışı iyi olan, Pentegram ne kadar satıyorsa size o kadar cd basalım diyorlardı. Biz zorla abi bas kaset de satar iyi olur diye konuşuyorduk. Raks müziğin Plaza label’ı o zaman. E tabi olay ikinci klipten sonra Türkiye genelinde patladı ve bizim sayemizde aslında rock müzik de popüler oldu. 

O zamanlar Mavi Sakal da var mıydı mesela?

Tabi o zamanlar Bulutsuzluk Özlemi, Mavi Sakal, Kesmeşeker gibi gruplar seviliyordu ama üniversite öğrencileri çevresindeydiler. 

Ne kadar sürdü Koray’la?

Koray’la ilişkimiz uzun sürdü. 2006 senesine kadar, yaklaşık 12, 13 yıllık bir süreç oldu. ‘Yarına Ne Kaldı’ albümü, ‘Sevmek Zor’ albümü ve tabi ‘Yalnızlık Mevsimi’ zirve albüm. Sonra ‘Sen Bir Meleksin’ albümü, ‘Ateş ve Su’ albümü ve ‘Yıldızların Altında’ cover albümü, sonra Koray ayrıldı ve solo olarak devam etti.

Sonra Mirkelam mı dahil oldu?

Evet sonra bir menajer dostumuz önerdi aslında bize Mirkelam’ı. Mirkelam zaten pop camiasında şahsına münhasır bir insan olduğu için çok güzel bir çalışma oldu. Zaten Mirkelam’ın ilk albümünde Selim sesçiydi. Oradan da tanışıyorduk. Hatta birlikte konsere çıkmışlığımız da vardı 96, 97 sezonunda. Bu arada Süheyl Atay da onun menajeriydi, oradan da tanışmışlığımız var. Bir araya geldik ve kimya tuttu. Kendine has bir anlatım tekniği vardır Mirkelam’ın. Birlikte daha uzun sürsün isterdim. İkinci üçüncü albümü yapabilseydik çok daha başka şeyler olabilirdi ama olmadı, yollarımız ayrıldı. Fakat harika bir albüm kaldı geriye. Oradaki en önemli şey İnxs’in Kiss’in ve AC/DC’nin prodüktörü Marc Opitz geldi ve onunla birlikte çalıştık. Öyle profesyonel bir prodüktörle çalışmak bizim de ufkumuzu açtı. 

Klip de çok güzeldi. Mirkelam’dan sonra ara mı verildi?

Evet ben kendi solo çalışmalarıma devam ettim. Sayıklayanlar’ı yayınlamıştım. Onlar da Ozan adında bir solistle çalıştılar. O arayı verdikten sonra Haluk Babadoğan solistimiz oldu ve ‘Değiştir Dünyayı’ albümüyle grubun 25. yılında ben tekrar gruba döndüm. O zamandan beri birlikte çalışıyoruz. Ama asıl mesele şimdi Altay Oktar, yeni solistimiz. Şimdi yeni albüm için kayda giriyoruz. Single hazır. Yakında yayınlanacak.

MŞŞ Gruptan ayrıldıktan sonra Ozan Anlaş gruba dahil oluyor. (Haluk Babadoğan’ın grubu girmesiyle gri dönüyor.)

Altay grubun en genci. 

Evet, Altay’la da kimyamız tuttu. Asıl mesele o. Biz otuz senelik bir grubuz. Grup içinde ayrılıklar olur, elemanlar değişir ama özellikle çok solist değiştiği zaman, solist nerdeyse temsil ediyor sesiyle sizi, orada bir zorluk yaşandı. 

Altay Oktar ve Kargo Grubu

Haluk’ta yaşanan zorluk da aslında oydu. İnsanlar kabul etmek istemediler, sevmediler değil. 

Evet özellikle ben Kargo olarak çıkarmayalım, başka bir isimle çıkaralım albümü demiştim bu yüzden.

O zaman sence daha farklı olur muydu?

Kesinlikle olurdu. Çok daha farklı olurdu. 

Ama Altay’da da grup ismi değişmedi aslında, neden?

Altay’da şöyle bir durum var;  Altay da aslında bizim bir alt jenerasyonumuzda. Josephine grubunun solistidir Altay. Yani bütün 90’ları 2000’leri geçirmiş, daha sonra Tarkan’la beraber profesyonel arenada çalışarak gelmiş biri. Tanışıklığımız da var 90’lardan beri. O yüzden onunla kimyamız daha bir başka oldu. 

Altay Oktar

Asıl sıkıntı şu, otuz yıllık grupta kabuk değiştirmek çok zor oluyor. Hemen atamıyorsunuz o kabuğu. Ben mesela bir tarantulanın kabuk değiştirme sürecini bir arkadaşımın evinde canlı izledim. Herkes tedirgin. Arkadaş dedi ki “abi tarantula kabuk değiştiriyor, kapağını açık unutmuşuz çıkmış.” dedi. Çünkü çok tehlikeli bir hayvan, buldular ve tekrar kafesine koydular. Tarantula kabuğunu değiştirirken tamamen bedenini atıyor. Ve en zayıf pozisyonunu alıyor. Bir sinek bile onu öldürebilir o pozisyonda. Bu yüzden çok özel yerlerde kapanarak gizli bir yerde o kabuğu değiştirir. Süreç iki gün falan sürüyor. Hayvan kabuğunu bıraktı ve yeni tüylü kabuğunu çıkardı. İşte ben Kargo’yu tarantulaya benzetiyorum. Biz o kabuğumuzu attık, geçmişteki yüklerimizi bıraktık. Geçmişimizle barıştık. Bütün karmalarımızı temizledik. Buraya kadar gelmemizde Serkan’ın, Koray’ın çok büyük faydaları var. Onlar için birer mum yaktık. O yüzden artık geriye bakmıyoruz. Ama bundan önce hep geçmişle o gün arasında sürekli bir git gel oluyordu. Özgürleşemiyorduk. Ama Altay ile bunu aştık. Bizim için de yeni bir alan burası. Yeni şarkılar yapıyoruz ama hemen yayınlamayı düşünmüyoruz çünkü demlemek gerekiyor. Önümüzdeki ilk süreci biraz insanlara Altay’ı tanıtarak geçirmeyi düşünüyoruz. Hatta şimdi Altay’ın yaptığı bir beste var, sürpriz olsun bir de eski bilinen bir şarkıyla maxi single olarak yayınlayacağız. Eski Kargo şarkılarından da birkaç tane şarkıyı Altay’la kaydetmek istiyoruz. 

Altay’ın sahne enerjisi de çok güçlü. Bir karizması var. 

Aslında müzik sektörü Altay’ı çok uzun zamandır tanır. Altay’ın hem Türkçe hem İngilizce yaptığı şarkılar var ve bana dinlettiğinde diyorum ki iyi ki yayınlamamışsın Altay. Bunları yayınlasaydın bir araya gelemezdik. 

Tabi dinleyenler için zor. İnsanların geçmişle duygusal bir bağı var. Bizi ilk zamanlardan beri dinleyen kitle eskiyi arıyor. Ama onların da yapması gereken şey yeniye açık olmak. 

Orada bir hatır durumu da var aslında. Destek de olmaları gerekiyor bir yandan. 

Sağ olsunlar geçtiğimiz konser gecesinde öyle oldu, orada bir fanus açıldı ve büyük bir enerji doldu. Gelenleri tek tek saymayayım ama özellikle Seyyal Taner’i çok severim, çok etkilendiğim biridir. 90’larda tanışmıştım kendisiyle. 

Seyyal Taner’in konserdeki esprisi de çok tatlıydı: “Çok yalvardılar dayanamadım geldim” diye. 

Evet ben çok istedim gelmesini. Şansımıza o gece gelebildi. Diğer yandan Rock Acapella projemiz var. İlkini gerçekleştirdik. O da çok değişik bir proje, rock tarihinin en güzel şarkılarını bir koro eşliğinde çalıyoruz. Şimdi projeler de böyle…

Her şey çok güzel olacak…

Teşekkür ederim röportaj için.

Ben teşekkür ederim Karma Türkiye ailesine…

CEVAP VER

Yorumunuzu Girin
Lütfen adınızı giriniz.