Hayal etmek ve bir şeyleri üretmenin, başarının olmazsa olmazı olduğunu zaten biliyoruz. Ancak bilmediğimiz veya belki de bilmezden geldiğimiz çok önemli ve zor bir husus daha var; özveri! İster mücadele, isterseniz de fedakarlık olarak adlandırabilirsiniz bunu… Neticede bir şeyleri başarmanın altında yatan anahtarlar bunlar. Bu özellikler ile donatılmış iseniz üstesinden gelemeyeceğiniz veya başaramayacağınız hiçbir şey olamaz.

Gergin dönemde hayata açılan gözler…

Ali Sami Yen, Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Arnavut kökenli Şemsettin Sami Bey’in oğludur.  Ailesi Arnavut tarihininin siyasi ve edebi kısmına yön vermiş Frasheri ailesidir. Şemsettin Sami ise hem Arnavut Rönesans döneminin hem de geç Osmanlı döneminin en parlak adamlarından biriydi. Ancak Şemsettin Bey’in hayatının son dönemleri ülkenin siyasi durumu yüzünden pek de parlak geçmez ve ev hapsinde tutulmaya başlanır. İşte tam da bu dönemde  20 mayıs 1986 yılında Ali Sami hayata gözlerini açar.

Eğitimde bir adım önde!

Ali Sami, Şemsettin Sami Bey sayesinde daha ilk dönemde üst düzey bir eğitim alma fırsatına ulaşır. İlk dönem temel eğitimi babasından gören Ali Sami daha sonrasında ise o dönemin en prestijli okullarından biri olan mektebi Sultaniye’ye girmeyi başarır. Burada gerek gördüğü eğitim ve gerek ise yaşadığı dönemin izlenimleri onun ufkunu oldukça genişletir.

İlk Görüşte Aşk: Futbol

1900’lerin hemen başında İstanbul’da ecnebiler özellikle de İngilizler tarafından oynanan ve adı futbol olan bu oyun birçok kişinin dikkatini çekmeyi başarmıştı. Bu etkilenenlerden biri de Ali Sami idi. Bu oyunu ilk kez modada bir çayırda oynanırken gören Ali Sami daha o gün hayatının en büyük meşgalesini oluşturacak bu coşkulu oyuna aşık olmuş ve bu oyunu kendi çevresi ile birlikte ecnebiler gibi oynamak için çalışmalara başlamıştı.  Ancak bu güzel oyunu oynaması ve hayal ettiği takımı kurması o kadar da kolay değildi. Zira o dönemde özellikle Osmanlı vatandaşlarının grup halinde takılıp bir etkinlikte bulunması hiç te iyi karşılanmıyordu. Bu hayalini gerçekleştirmek için en uygun yer gibi gözüken Galatasaray lisesinde bile aslında düşünüldüğü kadar olmuyordu. Nitekim kendisi de birçok kere okul yönetimi ve bizzat okul müdürü tarafından uyarılmıştı.

Aşk’tan doğan efsane: Galatasaray

Tüm bu olumsuz siyasi durum ve güçlülüklere rağmen Ali Sami Yen, bu büyülendiği oyunu tıpkı İngilizler gibi takıma ve renklere sahip olarak oynamaya çok kararlıydı. Böylece 1905 yılının ekim ayında okuldan dostları ile birlikte bugün Avrupa’nın en köklü takımlarına bile korku salmış dünyaca ünlü Galatasaray takımının temellerini atmıştı. Kuruluş toplantısında ise arkadaşları ile paylaştığı “Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olup Türk olmayan takımları yenmek” cümlesi ise bugün ülkemizin spor lokomotiflerinden olan Galatasaray Spor Kulübünün parolası haline geldi.

Spor Adamı Kimliği

Futbol sahalarının dışında kalmasıyla Ali Sami Bey, farklı sporlara da ilgi duymaya başladı ve hemen ardından da bu sporları ülkemiz ile tanıştırmak için girişimlere başladı. Kendisi Ahmet Robenson ile birlikte 1911 yılında keşşaflık (izcilik) ekibini kurdu. Hemen ardından denizcilik ile uğraşmaya başladı. Çok geçmeden de Galatasaray’a denizcilik şubesini kazandırmak için girişimlere başladı. Çeşitli denizcilik eğitimleri alması ve bu konuda gösterdiği çabalar ise o dönemin bahriye nazırı Cemal Paşa’nın bile dikkatini çekmişti.

İlk spor müzesi!

Denizcilik ile uğraştığı dönemlerde ünü bahriye nazırlığına kadar ulaşan Ali Sami Bey’e, Cemal Paşa tarafından o dönemin bahriye mühendis mektebinde beden terbiyesi dersleri verilmesi istenmiş. Ali Sami Bey de teklifi kabul etmişti. Gelişen ilişkiler sonucunda da Moda’da İtalyan denizci kuvvetlerine ait olan ancak devlet tarafından el konulan mekan Galatasaray denizcilik şubesine verildi. Ali Sami bey ise bu güzide lokale o döneme kadar kazanılmış kupaları getirerek ülkemizde ilk spor müzesini kurmuş oldu. Yine aynı dönemlerde Ali Sami Bey kendi evinde bir tenis kortu inşa ederek bu sporu sevenlere yeni bir tesis kazandırdı.

İlklerin adamı oldu.

Ali Sami Bey’in futbol aşkı daha geniş bir yelpazeye, spora evirilmekteydi. İzcilik, tenis ve denizcilik sporları üzerindeki gayretleri buna iyi bir örnekti. Tüm bu çabalarının sonucunda kendisi 1922’de kurulan ve ülkemizin ilk spor teşkilatı olan İdman Cemiyetleri İttifakı’nın başına getirildi. Kendisi bu dönemde kurulmuş olan tüm federasyonlara ön ayak oldu diyebiliriz. 1924’e gelindiğinde ise Paris olimpiyat oyunlarında Türkiye kafilesinin başkanı olarak orada ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek için hazır bulunuyordu. Ayrıca kendisi Türkiye milli takımının Romanya’ya karşı ilk karşılaşmasında teknik direktör olarak çıkarak, yeniliklere bir tane daha ekleyerek böylece milli takımların ilk teknik direktörü sıfatını kazandı.

Beklenmedik veda…

Ülkemizde birçok spor dalının doğuşuna tanıklık ve hatta birçoğuna öncülük etmiş olan Ali Sami Bey, soyadı kanunu sonrası ona en çok yakışacak soyadını yani “Yen” soyadını aldı.  Ali Sami Yen hayatının son anlarına kadar ülkemizde sporun gelişimi için uğraşmış hatta hayatının son dönemlerinde yine spor ile alakalı bir kitap yazmaya başlamıştı ancak yaşadığı talihsiz bir kalp krizi sonucu ülkedeki tüm spor severleri yasa boğarak hayata veda etti. Ancak kendisi mücadeleci kişiliği ve duruşu ile bugün hala sevgi ve saygı ile tüm ülke çapında hatırlanmaktadır. Tabi burada hayatındaki en büyük aşkı olan Galatasaray’ın vefalı duruşunun da etkisi tartışılmaz. Zira bugün Ali Sami Yen ismi tüm Galatasaray camiasında kutsal bir isim olarak ağırlığını sürdürmektedir.

CEVAP VER

Yorumunuzu Girin
Lütfen adınızı giriniz.