“Bir sanatçının en güzel eseri hiç bitmeyecek olanı değil mi? Bütün bakanların “işte kıyısında iki insanın seviştiği bir deniz” diyebileceği resim yapılabilir mi? İçlerinden en anlayışlıları bile, “bu deniz” derler, “yeşilimsi maviyle açık mavi boz renkle iyi uyuşmuş, kumlara bir coşkunluk duygusu katılmak istenmiş.” İşte hepsi o kadar!”

Aylak Adam / Yusuf Atılgan

Dünyaca ünlü ressamların tabloları, her ruhta ve her dönemde bir iz bırakıyor. Korunabilirliği sürdükçe de; daha fazla değer görmeye devam edecek… Belki de milyonlarca dolar olan bu, sanat eserleri dünyadaki birçok önemli müzede sergileniyor. Milyonlarca turistin ise görmek için sıra beklediği bu eserlerin her biri farklı bir hikâyenin ürünü.

Lactulose – Damien Hirst / 2017

Dünyanın en zengin sanatçılarından biri olan İngiliz Damien Hirst, 25 yıldır renkli dairelerle çizimler yapıyor. Sanatçının imzası haline gelen bu çizimlerde asıl anlatmak istediği şey ise; ölüm. Bu rengarenk daireler neşeli görünümlerinin ardından oldukça trajik bir durumu saklıyor. Sanatçı çizdiği renkli dairelerle homeopatik ilaçları temsil ediyor. Homeopatik ilaçlar; bir hastalığın, hastalık belirtilerini sağlıklı bir insanda ortaya çıkarabilecek ilaçlar. Alternatif tıp yöntemlerinden biri olan bu ilaçların hastaya düşük dozda verilmesiyle, hastanın tedavi edilebileceğine inanılıyor. Sanatçı, eserlerinde modern toplumda sağlıklı olmanın zor olduğuna vurgu yapıyor. Hirst’ün bu tablosunda kullandığı ara renkler de psikoaktif maddelerin formülündeki harflere karşılık geliyor.

The Two Fridas – Frida Kahlo / 1939

Bugün bile eserleri ve görüşleriyle pek çok kişiye ilham kaynağı olan Meksikalı Ressam Frida Kahlo, genellikle otoportre çizerdi. Kendisiyle el ele tutuştuğu bu ünlü tablosunda ise aslında kendi hayatına dair trajik bir olayı anlatılıyor. Pek çok kişiye göre Kahlo bu tablosunda, eşi Diego Rivera ile ayrılışını anlatıyor. Frida Kahlo eserini Diego ile Rivera ile boşanmasının ardından 1939 yılında tamamladı. Tabloda tasvir edilen iki Frida’dan sağdaki Diego tarafından sevilen, soldaki ise Diego’nun ihanet ettiği Frida. Sanatçı bu tablosunda, boşanmanın ardından hala Diego’ya hissettiği bağı ve kırılmış kalbi arasındaki farkı göstermeye çalışıyor.

Walk – Marc Chagall / 1917–1918

Walk, Marc Chagall’ın eserlerinin en ünlülerinden biri. Sanatçının resimleri ise otobiyografik. Walk’ta resmedilen kadın ve erkek, sanatçının kendisi ve eşi Bella. Marc Chagall yerdeyken, eşi ise gökyüzünde süzülüyor. Ancak mesafeye rağmen, el ele tutuşuyorlar ve yerçekimi kanunlarının üstesinden geliyorlar.

Man and Woman in Front of a Pile of Excrement – Joan Miró /1935

Bu tablo, İspanya’daki iç savaş sırasında Katalan sanatçı Joan Miró tarafından oluşturulan 12 eserden biri. İlk bakışta, bu dans eden korkunç hayvan figürlerinin neyi tasvir ettiği anlaşılmıyor. Fakat siyah arka plana zıt olan parlak renkleri hemen fark ediliyor. Sanatçı bu tabloya 1936-1939 yılları arasında gerçekleşen İspanya İç Savaşı’nın dehşetini yansıttı. Parlak sarı renkler faşizmi, koyu turuncu alan savaşın mağdurlarını, kırmızı eller ise kanı temsil ediyor.

Where Do We Come From ? What Are We? Where Are We Going?- Paul Gauguin / 1897–1898

Paul Gauguin, kariyerinin başından beri yaşam ve ölüm hakkındaki düşüncelerini tasvir etti. 1897’de, Where Do We Come From? (Nereden Geliyoruz?) tablosu üzerinde çalışmaya başladı. “What Are We? Where Are We Going?” bölümlerini de ekledikten sonra, tablo tamamlandı. Sanatçının bu eserinde bölümler sağdan sola sıralanmış. Bu nedenle tabloyu yorumlarken sağdan sola doğru yorumlamak gerekiyor. Tabloda 3 ana figür grubu bulunuyor. Uyuyan bebeğin yanındaki genç kadınlar yaşamın başlangıcını gösteriyor. Tablonun ortasında bulunan bir grup genç ise yetişkinliği simgeliyor. Eserin en sonundaki yaşlı kadın figürü ise ölümü ve kıyameti temsil ediyor.

Campbell’s Soup Cans – Andy Warhol / 1962

Pop Art Sanatı’nın mimarı sayılan Amerikalı sanatçı Andy Warhol, yaşadığı dönemin çok ötesinde fikirlere sahipti. Ağırlıklı olarak minimalist eserler veren Warhol, basit formda nesneleri eserlerinde kullanırdı. Pop Art Sanatı’nın ikonik ismi Andy Warhol’un Campbell’s Soup Cans isimli bu tablosunun hikayesi ise şöyle; Warhol 1949’da lisans diplomasını aldıktan sonra daha önce hiç denenmemiş bir şey yapmak için bir fikir aramaya başladı. İç Mimar Muriel Latow ise ona bir ipucu verdi; “Her gün gördüğün ve herkesin tanıyabileceği bir şeyi boya. Campbell’s Çorbası konservesi gibi bir şey.” Böylece Warholl’un en ünlü eserlerinden olan Campbell’s Soup Cans ortaya çıktı.

Birkenau – Gerhard Richter / 2014

Gerhard Richter, bu eserini toplama kampı mağdurlarına adamış. Sanatçı, 1944’te yakılma için hazırlanan cesetlerin olduğu bir fotoğraftan etkilenerek, Birkenau tablosunu oluşturdu. Ölü yakımı için hazırlanan cesetlerin fotoğraflarından etkilendi ve gördüğü fotoğrafları tuvaline yansıttı.

Orange, Red, Yellow – Mark Rothko / 1961

Amerikalı sanatçı Mark Rothko’nun 1961’de resmettiği bu tablo 2012 yılında düzenlenen bir açık artırmada tam tamına 86 milyon dolara satıldı. Aslında, Rothko’nun eserlerinde gizli bir anlam veya görüntü aramak zorunda değiliz. Sadece onları farklı bir şekilde algılamak gerekiyor. Sanatçının amacı, insanların bu renk ve hissettirdikleri üzerine odaklanmasını sağlamak.

The Three Ages of Woman – Gustav Klimt /1905

Avusturyalı ressamın en tanınmış eserlerinden biri olan bu tablo 1911’de Roma’da düzenlenen uluslararası bir sergide altın madalya kazandı. Resim, Klimt’in sembolik eserlerinin en gözde örneği. Tabloda tasvir edilen ise yaşam döngüsü. Sağda küçük bir kız, ortada bu kızı tutan bir kadın, solda da yüzünü saklamaya çalışan yaşlı bir kadın görülüyor. Tabloda 3 farklı kuşak değil, bir kadının yaşamının farklı evreleri tasvir edilmiş.

Cafe Terrace at Night – Vincent Van Gogh /1888

Vincent Van Gogh’un bu tablosu ilk bakışta oldukça sıradan gözükse de, araştırmacı Jared Baxter, bu tabloda Da Vinci’nin ünlü “Son Akşam Yemeği” tablosuna bir gönderme olabileceğini söyledi. Tabloya yakından baktığınızda ortada duran beyaz tunikli garsonu ve etrafındaki 12 kişiyi görebiliyorsunuz. Ayrıca kompozisyonun arka tarafında bir haç olduğu görülüyor. Oldukça anlamlı!

Michelangelo – Ademin Yaradılışı / 1500

Görünüşte, meleklerin çevrelediği ve onlardan destek alarak, göklerden yeryüzüne doğru süzülen Tanrı, kayalıklar üzerinde yatan ve sol kolunu kendine doğru uzatmış olan Adem’e sağ elinin işaret parmağıyla yaşam vermekte. Zira yaşama kavuşacağını düşündüğümüz Adem zaten capcanlı olup, sanatçı tarafından minnet duyusu yansıtılmış gözlerle Tanrı’ya bakıyor. Konunun ilginç yönü şudur; 1990 yılında Dr. Frank L. Meshberger’in Amerikan Tıp Birliği gazetesinde ortaya attığı sava göre, Tanrı’nın göklerde gezinmek için yararlandığı ve meleklerle beraber içine bindiği kabuk türü nesne insan beyninin bire bir kopyası. Bu açıdan bakıldığında sanatçı, eserinde, “Tanrı sensin!” demek istemiş de olabilir. Kim bilir?

CEVAP VER

Yorumunuzu Girin
Lütfen adınızı giriniz.