İlk Türk Valsi

Batı tarzıyla yaptığı resimlerle, yenilikçi ve aynı anda geleneklerinden kopmadan yaptığı mühim eserler ve bıraktığı anlayışla; sanata, eğitime ve hattatlığa yeni bir boyut getirmek için çok uğraşıp, 40 yaşında hayata veda eden Sultan Abdülmecid‘in dönemiydi.

İsmail Dede Efendi mühimdi!

Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi, Sultan Abdülmecid döneminde, bir yandan saray fasıllarına ses sanatçısı olarak katılırken, bir yandan da Enderûn’da ve Yenikapı Mevlevihânesi’nde mûsikî dersleri veriyordu. Sadece Türk mûsikîsinin değil, aynı zamanda genel olarak Türk tarihinin de en önemli simalarından biriydi. Mozart bile Dede Efendi’nin eserlerini dinlediğinde, çok büyük bir şaşkınlık yaşamış ve Türk müziğine ciddî anlamda ilgi göstermeye başlamıştı.

Sultan Abdülmecid dönemi ile birlikte, Dede Efendi’nin mûsikî hayâtı ve bunun yanında normal yaşantısı da batılılaşmaya doğru gidiyordur. Bu durumdan ruhen epey rahatsızdı…

Doğu’nun Batı’dan daha ileri olduğunu ispât etmek için tek gecede, Batı usûlü ve hepimizin ezbere bildiği bir Vâls eserini besteler; Yine Bir Gülnihâl!

Tek gecede yapılan beste…

Sultan Abdülmecîd, bir gün Dolmabahçe‘de Fransızları ağırlıyordu. İlk gün; Fransızların verdiği konserde, vâls çalınıp dans edilirken, pâdişâh da bunu dikkatle izliyordu. Batılılaşmaya meraklı olan Abdülmecîd, Fransızları takdîr etti; hediyeler verdi ve ertesi gün yapılacak olan ‘Osmanlı Mûsikîsi’ sunumu için İsmâil Dede ile bu konuyu konuştu.

Fransız bestekârlarla buluşan Dede Efendi ve berâberindeki Fransız sanatkârlar, mûsikî konusunda sohbet ediyorlardı… Sohbette herkes, kendi mûsikîsini övmeye başladı. Yere göğe sığdıramadan birer birer üstünlüklerini ispât etmeye çalışıyorlardı. Sohbet, yavaş yavaş yerini tartışmaya, hatta kavgaya götürdü. Kıvılcımlar yükselirken, Dede Efendi şöyle dedi; “Bizim mûsikîmizin üstünlüğü, mâkâmlarıdır. Peki ya sizin üstünlük ısrarınızın sebebi nedir?” Oradan bir Fransız öne atıldı; “Tüm dünyanın bildiği ve saygı duyduğu vâls müziğimiz var.” Dede Efendi, tabii ki altta kalmamak için bizim de vâls müziğimizin olduğunu söyledi.

Bu sırada Fransız sanatkârlar, Dede Efendi’nin cevâbını kuşkuyla verdiğini hissederek, hemen bir soru daha sordular; “Bize bir eser lütfedebilir misiniz?” Dede Efendi de bugün çok yorulduğunu söyleyip müsaâde isteyerek, eğer arzu ederlerse yarın çalabileceğini söyledi. Fransız sanatkârlar, biraz alaycı bir tâbirle koltukları kabararak; “Tabii ki efendim ama fazla geç kalıp da bizleri meraklandırmayın” dediler.

İşte buradan sonra, Dede Efendi için çok zorlu bir gece başladı.
Çünkü o zamana kadar Türk müziğinde, hiçbir sanatçı vâls müziği bestelememişti.
Besmele çekip yazmaya başladı, vâls ritmindeki eseri bestelemeye…
Halil Paşa adına, Gülnihâl Kalfa için yazdığı şiire, bir beste oturttu…
Semâî usûlünde, yâni 3/4’lük vâls ritminde bir beste yazmış oldu.

Sabah olduğunda, Fransız sanatkârlar Dede Efendi’den eseri çalmasını istediler. “Kusura bakmayın, dün biraz yorgundum; o yüzden sizlerden müsaâde istemiştim” dedi ve Yine Bir Gülnihal’i çalıp söylemeye…
Herkes bu eseri dikkat ve hayranlıkla dinlerken, Fransızlar, hanımlarını dansa kaldırdılar.
Kendi ritimlerinde Türk mûsikîsi icrâ edildi ve ritim öyle güçlü ve coşkuluydu ki; dans etmekten kendilerini alıkoyamadılar.
Parça bitince, bir gün önce yaptıkları saygısızlık için hem Dede Efendi’den hem de Sultan’dan özür dilediler.
Böylece; sanatın ve azmin karşı konulmaz gücüyle, ilk vals eserimizi icra ederek Hamamizade; herkesi tek gecede yazılmış bestesiyle mest etti.

Zeki Mürenin sesinden dinlemek de, hep; bir başka oldu…

CEVAP VER

Yorumunuzu Girin
Lütfen adınızı giriniz.