Kaz Dağları

İda ve/veya Kaz Dağları, Balıkesir ile Çanakkale arasında; gezilip görülmesi, turlarla keşfedilmesi gereken muhteşem doğal güzelliklerimizden sadece biri. Peki İda ismi nereden geliyor ve İda/Kaz Dağları olmazsa ne olur?

Kaz Dağı veya İda Dağı; güzelliği ve görkemiyle bugün olduğu gibi Antik Çağ insanlarını da etkilemiş olmalı ki, Antik Çağ mitoslarında Tanrıların mekanı olarak adı sıkça geçmekte. Bu dağlar bazen tanrılara veya efsanevi kişiliklere ev sahipliği yapmış, bazen de çok önemli olaylara…

Kaz dağları, zenginliklerinden ötürü hep saldırıya uğramış ve yağmalanmış.
Tarih boyunca göç alması nedeniyle, bölgede kültürel, ekonomik ve sosyal canlılık hep devam etmiş…

Yunan mitolojisinde İda Dağı olarak bilinen Kaz Dağları, Mitolojiye göre Kral Priamos‘un dağda ölüme terk ettiği oğlu Paris, bir ana ayı tarafından emzirerek büyütülmüş. Büyüyüp yaman ve güzel bir delikanlı olan Paris, Hera, Athena ve Afrodit arasında kimin en güzel olduğunu seçme konusunda Zeus tarafından görevlendirilmiş… Paris birbirinden güzel üç kadın arasında seçimi nasıl yapacağını düşünürken, dünyanın ilk rüşvet olayları devreye girmiş. Hera, Asya ve Avrupa krallığını, Athena savaşta dünyanın en büyük yiğidi olmayı ve insanüstü aklı vaat etmiş. Afrodit ise dünyanın en güzel kadınının aşkını teklif etmiş.
Paris, krallığı ve kahramanlığı bir kenara itip aşkı seçmiş.
Böylece dünyanın ilk güzellik kraliçesi Afrodit olmuş.

Yunan Mitolojisi efsanelerine göre, tanrılar Troya Savaşını Kazdağları‘nın doruğundan izlemiş…
Ganymedes buraya kaçırılmış…
Zeus bu dağda doğmuş…

Yunan dilindeki “ide-düşünce” sözcüğü ile özdeş sayan, ağaç ya da orman anlamına geldiğini savlayan, İda-İdaia adının Kybele‘nin bir sıfatı olduğunu ileri süren görüşlerle beraber Tanrıların Dağı haline gelmiş Kaz Dağları, özellikle Homeros‘un İlyada adlı destanında İda adı çokça geçmekte ve daima “hayvanların anası” ya da “kaynağı bol İda” olarak tanımlanmakta.

Yunanlardan sonra Müslüman olan Türkler‘in bölgeye hakim olmalarına karşın İda Dağı‘nın kutsal niteliği değişmemiş. Aksine Türkler, İda adını Kaz Dağı‘na dönüştürmekle onun anlamını devam ettirmek istemişler.
Orta Asya’dan Anadolu’ya gelişleri süresince Türkler, Müslümanlık dinini kabul etmişler, ancak daha önce sahip oldukları Şaman dininin bazı ögelerini de korumuşlar…
Türk boylarından bazılarının Şaman inanışlarında Kaz; Gök Tanrı‘yı sırtında taşıyan kutsal bir hayvanmış. İda Dağı da tanrılar tanrısı Zeus’u doruklarında taşıdığına göre, zaman içinde Gök Tanrı‘yı sırtında taşıyan kaz motifi ile baş Tanrıyı doruklarında taşıyan dağ motifi özdeşleşmiş…
Kaz motifi de bölgeye yabancı değilmiş esasında. Hatta Romalı şair Vergilius; Aeneas isimli destanında, Küçük Menderes Nehri ovalarında yayılan yaban kazlarından söz etmiş. Assos antik yerleşim alanından çıkan bazı kapların üzerinde yaban kazı motifleri de bulunmakta…

Mitolojik ögeleri sıralanmakla bitmeyen; jeopolitik konumu ve doğal güzellikleriyle herkesi büyüleyen İda Dağı’nın ruhen ve fiziken oksijensiz kalmamamız için var olması büyük bir lütuf…

Yazımızın sonunda; binlerce vatandaşla beraber dünyanın birçok yerinden sanatçının da duyarsız kalmadığı, son günlerde Kaz Dağları için yapılan çalışmaya dair saygıdeğer sanatçı
Zülfü Livaneli‘nin Unesco‘ya yazdığı mektubu sizlerle paylaşmak istiyor ve var olan durum için çok üzgün olduğumuzu söylemeden geçemiyoruz.
Karma Türkiye ailesi de #KazDağlarınaDokunma diyor.

CEVAP VER

Yorumunuzu Girin
Lütfen adınızı giriniz.