Neşet Ertaş

Tartışmaya kapalıdır; ülkemizin en büyük üstatlarından biridir Neşet Ertaştır! Peki Neşet Ertaş’ın da bir rol modeli olduğunu ve aşkı uğruna onunla bile atıştığını biliyor muydunuz?

Bozkırın tezenesinin de bir üstadı vardı… O da, öz be öz babası Muharrem Ertaş’tı!

Fakat, onları birbirinden uzaklaştıran köklü bir mesele vardı:
Bir garip Leyla sevdası…

Abdallık geleneğinin ve Bozlak türünün en önemli isimlerinden olan Muharrem Ertaş, bozkırın tezenesi Neşet Ertaş’ın babası ve üstadıydı. Muharrem Ertaş’ın ilk saz hocaları, dayıları Bulduk Usta ve Yusuf Usta idi. Babasının adı da Zurnacı Kara Ahmet’ti.

Henüz küçük bir çocukken köylerde sünnet ve düğün törenlerinde çaldı. Bayramlarda saz çalarak dolaştı. Oğluna da Anadolu’da türküler söylemeyi kendini örnek göstererek öğretti. Neşet Ertaş, müzik eğitimini neredeyse tamamen babasından aldı.

Muharrem Ertaş

Gel zaman, git zaman; Neşet Ertaş da babası gibi özellikle Anadolu’nun birçok yerinde çalıp, söyler oldu. Günün birinde, Ankara’da bir gazinoda çalışmaya başladı. Sazı, sözü, sesi; herkesi mest ediyordu.

Onunla aynı gazinoda çalışan kara kaşlı, kara saçlı bir kadın vardı.
Adı Leyla’ydı.

Leyla da türkücü olmak istiyordu… Bağlama çalıp türkü söyler, çevresindeki insanlar da Leyla’yı oldukça hoş bulur ve severlerdi.

Leyla Ertaş

Neşet Ertaş, kendi gibi türkü söyleyen Leyla’ya tutuldu.
Sevdalandı, aşık oldu….
Leyla da ona!

Neşet babanın içi içine sığmadı. Birçok türkü yazdı, gözlerinin içine baka baka söyledi… Utana sıkıla da olsa yaşadılar aşklarını, ölümsüz gibi!

Sonra, birçok aşık gibi; hayatlarını birleştirmek istedi iki aşık… Evlnemeye karar verdiler. Fakat ortada ciddi bir sorun vardı.

Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş, istemedi Leyla’yı… Türkücüden, gazinocudan gelin olmazdı! Leyla’nın sahnede şarkı söylemesi, baba Ertaş için kabul edilemez bir şeydi. İnatla bu aşkın ve elbette bu evliliğin karşısında durdu…

Evladım” türküsünü de oğlu Neşet’e yazdı; baba nasihatı niyetiyle de çalıp söyledi.

“Temiz ruhlu, saf kalplisin, şöhretsin
Hakkın vardır evlenmeye evladım
Mevlam sebep olanları kahretsin!
Aslı bozuk alma dedim evladım…”


Babasının Leyla’ya aslı bozuk demesi, Neşet Ertaş’ın yüreğini yangın yerine çevirdi. Kızdı, kırıldı, küstü atasına… Leyla’dan vazgeçmeye niyeti yoktu.
Babasına bir türküyle cevap verdi oğlu da…

“Aşkı kimden aldın, sevgiyi kimden?
Aslı bozuk deme gel şu insana
Soracak olursan eğer ki benden;
Aslı bozuk deme gel şu insana ya dost!”

Neşet gönül verdiği kadına aslı bozuk diyen babasına, “senin fikrin bozuk, bak şu insana” diye cevap verdi. Hal böyleyken, babası da darıldı biricik evladına… Uzun uzun yazıp, söyleyemedi kahrından. Tek bir dörtlükle cevap verdi ona.

“Küsmedim Neşet’im; kahrettim sana
Baban değil miydim, sormadın bana
Olan olmuş yavrum ne deyim sana
Sen aklını yitirmişsin evladım…”

Dinlemedi Neşet usta babasını… Aşk, söz dinlemezdi çünkü. Bağlamasının tellerine bağladı bir yarısını ve evlendi Leyla’sıyla. Koca 7 sene evli kaldılar, 3 tane de çocukları oldu.

Babası ile sevdiği arasında kalan bozkırın tezenesi, kaybetti bir gün Leyla’yı. Ayrı düştüler, bitti sevdaları… Bu koca aşk hikayesinden kül olan kalbi ile Neşet Ertaş, bir türkü yazdı.

“Cahildim dünyanın rengine kandım
Hayale aldandım, boşuna yandım
Seni ilelebet benimsin sandım…”

Leyla ile ilişkileri bittikten sonra en hüzünlü türkülerini söyledi Neşet Ertaş! Öyle bir söyledi ki, hala acısını dinleyenler bile taşır…

“Viran oldu evim yurdum,
Ne söylesem boşa Leyla’m…”

Baba oğul kırgın kaldılar birbirlerine uzunca bir süre… Aradan yıllar geçt, Muharrem Ertaş hastalandı bir gün. O sıralarda Almanya’da yaşayan Neşet’e haber verildi, Neşet Ertaş yanında sadece küçük bir çanta ile apar topar geldi memleketine. Ne yaptıysa ne ettiyse de, babasının son nefesine yetişemedi… Ve babasıyla dargın göçtüler dünyadan. Belki de affettiler birbirlerini son nefeslerde…

Oğul, babasına son bir türkü yazarak veda etti.

“Uzak yoldan geldim, hasretim için
Hani nerede babam, Muharrem nerede?
Yaralı Bülbül’üm ses vermez, niçin?”

Neşet Ertaş’ın tek vasiyeti, “Beni üstadımın, babamın ayak uçlarına gömün” oldu. Bu vasiyet, 25 Eylül 2012’de yerine getirildi.

Çünkü ne olursa olsun bilirdi; bu dünya, yalan dünya…

CEVAP VER

Yorumunuzu Girin
Lütfen adınızı giriniz.