Röportaj:Mahmut Fazıl Coşkun

18 Ekim 2018 Kategori: Haberler Karma'dan Röportajlar Sinema


Mahmut Fazıl Coşkun’un yönetmenliğini yaptığı “Anons” filmi dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yaparak, “Jüri Özel  ve En İyi Akdeniz Filmi” dallarında, Altın Koza Film Festivali’nde “Uluslararası Yarışma Jüri Özel Ödülü”, En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni ve Yılmaz Güney Özel Ödülü”nü almıştı. 19 Ekim’de vizyona girecek olan filmin yönetmeni Coşkun’la bir araya geldik. Filme ve kendisine dair sorular yönelttik…

mahmut fazil

“Uzak İhtimal” ve “Yozgat Blues”dan sonra üçüncü uzun metrajlı filminiz Anons’un ilk başlangıç noktası ne oldu?

Sanıyorum 2014 yılıydı, abim bu hikayeden bahsetti ve benim de çok hoşuma gitti. Uzun sahneler yazabileceğim ve çekebileceğim bir hikaye arıyordum. Dönem filmi olması, az mekanlı olması bu hikayeden bir film yapma konusunda beni düşündürmüştü. Bir süre kenarda durdu çünkü hemen karar vermek istemiyorum. Çünkü bir süre sonra etkisi azalınca insan acaba diyebiliyor ve bazı hikayeler kendiliğinden yok oluyor. Bu hikaye düşmedi ve yazmaya karar verdim. Sonrasında Ercan Kesal‘la konuştuk ve kafamız da uyduğu için üzerinde çalışmaya başladık. Kendisiyle Yozgat Blues’da çalışmıştık.

Senaryo sürecinden biraz bahseder misiniz? Filmi izlerken  karakterlerin hem biraz daha konuşmasını isterken, bir yandan da ne kadar tadında bırakılmış diyaloglar diye düşündürüyor. Senaryo yazılırken ve çekim aşamasında büyük farklılıklar yaşandı mı?

ercan kesal

Senaryo yazmak çok uzun bir sürece yayılan çalışmalar gerektiriyor. Bir çok draft yazılıyor ve hepsinde değişiklikler oluyor. Mutlaka çok fazla şey atıldı, geri konuldu, buna benzer çok fazla durum yaşandı. Ancak final senaryo hazırlandıktan sonra çekim esnasında çok büyük değişikliker olmadı. Daha “tasarım” bir film olduğu için yapısı itibariyle sette karar vermeye uygun değildi. Masa başında oluşturulmuş bir film. Diyalogların biçimi, karakterlerin yapısı bir çok kez değişti. Ancak son halinin üzerinde büyük değişiklikler yapmadık.

Bir röportajınızda “Filmlerim birbirinden bağımsız da olsa, aralarında bir akrabalık  da bulunuyor” demiştiniz. Bu noktada Anons’u diğer filmlerinizle ilişkilendiren ve ayrı kılan en önemli özellik nedir?

Üçüncü film olarak benim açımdan, “Anons“u daha tecrübeli olduğum bir film olarak nitelendirebilirim. Bunun dezavantajları olduğu gibi avantajları da var.  Hiç bir zaman ezber üzerinden yürümeyi sevmiyorum. Bu yüzden her zaman zorlayıcı faktörler koyup, ne çıkabilir diye yaklaşmayı seviyorum. Kendimi zorlamaya çalışıyorum ve bu filmde de bir takım zorlayıcı nitelikler koymaya çalıştım. Bir de ilk film, teknik olarak 16 mm çekilmişti. Negatif film çekildiği için çok da pahalı bir şey olduğu için o zaman hatırlıyorum daha klasik bir yapısı olmasının sebebi aslında negatif olmasıdır. Daha kısa sahneler çekmek ve kurguyu da onun üzerinden yapmak avantajlı. Dolayısıyla daha kısa ve kesmeli bir filmdi. Mesela dijitale geçince Yozgat Blues’da sanırım Alexa ile çekildi ve böyle bir sorun olmadığı için daha uzun planları çekebildim. Hatta uzun planları, zaman zaman plan sekans dediğimiz her sahneyi tek plan çekebiliyorum. Çünkü buna uygun bir teknik altyapı vardı. Uzun sahneler çekmek istemiştim ve “Anons”ta bunu gerçekleştirebildim. Uzun sekans çekmek zordur daha doğrusu bunu izlenebilir ve inandırıcı hale getirebilmek zordur. Bunda yaşanan bir takım zorluklar vardı. Filmin en zorlayıcı kısmı buydu.

Biz filmi izledikten sonra bu askerlere ne oldu dedik ekipçe. Hiç bir zaman sivil olamadılar, arafta mı kaldılar. Bu  derin bağlılığın dramındaki trajikomikliğe bakınca, her  dramda tarjikomik bir unsur var mıdır diye düşündük. Bu konudaki düşüncelerinizi paylaşır mısınız?

Filmimiz tam olarak bunu anlatıyor. Trajik olaylar içinde mizah barındırır. Biraz da Türkiye’nin durumunu da böyle görüyorum. Aslında darbe filminden ziyade Anons Türkiye’nin modernleşme, batılılaşma hikayesiyle ilgili. Dolayısıyla malum hepimizin bildiği modernleşme süreci yaşayan ülkelerde biraz kaba saba ve zorlamayla olduğu için böyle durumlar daha net görülüyor. Batı’da adım adım ilerleyen, kimi zaman geri adımlar da olsa, zamana yayılan süreçler söz konusu. Fakat böyle olmayınca komik olaylar ortaya çıkıyor.

anons

Film bittikten ve montaj tamamlandıktan sonra kafanızda yarattığınız projeyi izlerken tam olarak yapmak istediğim iş buydu dediniz mi?

Hiç bir zaman yaptığım herhangi bir filmle ilgili bu olağanüstü oldu demedim. Burada bir tevazu olarak değil böyle hissettiğim için söylüyorum. Sonuç olarak “şurası da şöyle olsaydı daha iyi olurdu” demekten çok şunu söyleyebilirim, herhangi bir şekilde  izleyici olarak izlemek mümkün olmuyor yönetmen açısından. Ama ben yaptığım işleri aşk gibi gören veya aşık olan bir kişilik değilim. Sonuçta bir film yaptık, bazı yönlerini seviyorum hatta bazen modunuza göre de değişiyor. Mesela şimdi filmi yeniden izlemek çok zor ve istemediğim bir şey. Her yönetmenin ve sanatçının bu konuya bakış açısı farklıdır. Bu her filmle ilgili benim için aynı cevap bu filme özel bir durum değil.

Bir gün gişe filmi çekmeyi düşünseniz hangi türde çekerdiniz? Bunu hiç düşündünüz mü?

Açıkcası bunu hiç düşünmedim ama çok fazla çer çöp bilim kurgu filmleri izlerim. Öyle bir film yapabilirdim.

“Festival filmlerinin ne yazık ki ülkemizde gişe açısından yüzü pek gülmüyor,  buradan bakınca Anons’la ilgili  hasılat açısından beklentinizi öğrenebilir miyiz?

Hasılatla ilgili hiç bir fikrim veya beklentim yok aslında. İlk filmlerim 30.000 civarında izlenmişti. Yine aynı doğrultuda olacağını düşünüyorum.

Yeni projeler olacak mı, planlanmış ve hali hazırda konuşulan işler hakkında bilgi alabilir miyiz?

Evet yeni bir filmin senaryosuna başladık. Şu anda onun üzerinde çalışıyoruz. Yine Anons’a benzer bir proje olacak.

Zaman ayırdığınız için çok teşekkürler…

Anons Filmi’ne Dair Karma Türkiye Yorumlarımız:

Gerçek bir olaydan esinlenilerek ortaya çıkan “Anons” filmini sadece kara mizah, dram veya herhangi bir şekilde kategorilendirmenizin mümkün olmadığını belirtelim. Anons’u bir türden öteye taşıyan bu bağımsız duruşu ise en büyük başarılarından biri. Bu başarı, salt siyasi, toplumsal veya bireysel hicve de dönüşmüyor. Filmi bütün olarak ele almalı ve her şeyin ne kadar “dozunda” olduğunu fark etmeli. Bir güzel sofra kurulmuş kim hangi tabaktan yemek isterse ondan alır diye bir davet Anons.

1963 ve 1980’leri bilenlerin, yaşayanların elbette darbe dönemlerine dair çok fazla anı hissedeceği kesin. Dönem itibariyle de kaotik bir ortamın başarıyla yaratıldığını  ve sessiz diyalogların geçtiği, çaresiz bekleyişlere gebe olan sahnelerle buluşacağınızı söyleyelim. Ancak Martini esprisinin ya da radyo müdürüne ilk fırsatta sorulan o soru gibi bir çok sahnede karşılaşacağınız komedi serpiştirilmiş sahneleri keyifle izleyeceğinizi paylaşalım. Bu noktada yaşadığımız toprakların insanına yani bizlere kendimizi görmek için bir fırsat sunuyor. Fakat filmin dolu dolu bir mesaj kaygısı taşımıyor. Durum komedisine dönüşen sekanslarla sizi uzun bir yolculuğa çıkarıyor.

Harika  Performanslar

Filmin en önemli noktalarından biri de inandıklarımızın, inandırıldıklarımızın gerçekle ilgileri olup olmadığı sorgusunun ne denli önemli olduğuna yaptığı vurgu.  İşte Anons tam da burada, net olarak çok önemli sözler söylüyor. “Düşündüğümüz, inandığımız bir çok şeyin gerçekliğini gözden kaçırabiliyoruz” diyor. İnandırılmış amaçların bir çok hayatı derinden etkilediğini… Biz o dört askerin son sahneden sonra çok da değişmeyecek hayatlarına üzülmeden edemiyoruz. Ankara’dan hiç bir tepki alamamalarına rağmen ısrarla tutundukları fikirleri ve yapmak istediklerine dair gösterdikleri çabayı ve önlerine hangi engel çıkarsa çıksın mani olamayışını…  Albay Reha (Ali Seçkiner Alıcı), Teğmen Şinasi (Tarhan Karagöz), Binbaşı Kemal (Murat Kılıç) ve Binbaşı Rıfat (Şencan Güleryüz )’ın hikayeleri bir o kadar tanıdık ve bir bakıma her gün karşımıza çıkan karakterler…Ama biz Şöfor Behçet (Mehmet Yılmaz Ak)’i de, Hamdi Bey’i de (Serkan Ercan) unutmayacağız çünkü  aynı öyküde olmalarına karşın,  her birinin  bambaşka hikayelerini duyumsuyoruz. Buradan yola çıkarak çok başarılı bir oyuncu ekibinin harika performansları için de emeklerinize sağlık demeden geçmiyoruz.

Neden İzlenmeli?

anons

Her şeyden önce yurtdışında ve yurtiçinde büyük ödüller alan böylesi kaliteli bir yapımın gişede de başarıya ulaşması için…

Böyle filmlerin sinemaya olan katkısı tartışılmaz, yenilerini izleyebilmek, gelişebilmek ve en çok da düşünmediğimiz bir çok konuyu bize düşündürdüğü için…

Yaşadığımız çağın ve bundan öncekilerin hep benzer nedenlerden ötürü tıkanıp kaldığını hatırlamak için,

Sözün özü, sinemanın sadece popüler kültürün bir aracı olmaması için Anons’u mutlaka izleyin…

 

 

Filmin Fragmanı:


Etiket: , , , , , ,

Paylaş