Bektaş Şenel

Röportaj: Bektaş Şenel

3 Ekim 2018 Kategori: Karma'dan Röportajlar


Çok severek, hatta özümseyerek içine içine işlediğin dizelerin yazanını konuk aldık.Galata’da iki yabancının yazanı Bektaş Şenel! Şiirin tamamı bana yazılmış dediğin şiiri seslendirmek, ve karşında yazanı ile Radyo programı yapmak.Bektaş Şenel; 26 yaşında Galata’da İki Yabancı’nın yazanı, Küllük Yayınları’nda epey genel bir şey, bazen antrenör, nadiren müzisyen olarak tanımlıyor kendisini.Lakin biz de yeri daha epey bi’ şey.

Çünkü tevazuyu elden bırakmayan, mütevazı kişiliğine karşı, sevgiyle selamlıyor, yolun ve kaleminin hep açık olması temennisiyle röportajımıza geçiyoruz.
 
Engin: Turgut Uyar denilince aklına ne geliyor?
Bektaş Şenel: Daha ben bu gezegene düşmeden benim neler yaşayacağımı öngörüp, buna yönelik adıma şiir yazmış büyük insan. İkinci Yeni şiirinin yeri bende ayrıdır, ama Turgut Uyar’ın yeri biraz daha ayrıdır.
 
Engin: Tanrı’ya sormak isteyeceğin Üç Soru?
Bektaş Şenel: Tanrıya sormak istediğim tek bir soru düşünmüştüm. Onu da, Søren Kierkegaard yıllar yıllar öncesinde sorgulamış zaten. Onun sorusunu kendi adıma yöneltirdim, “tanrım benimle ne kastetmiş olabilirsin?”
 
Engin: Alaaddin’in sihirli lambası elinde. 10 yıl sonrası için hangi hususta spoiler vermesini isterdin?
Bektaş Şeneş: On yıl sonra Alp dağlarını seyrederken limonlu corona içebilecek miyim?
 
Engin: Mahir Sen misin? ve ya Galata’da iki yabancıdan biri?
Bektaş Şenel: Mahir benim diyemem ama değilim de diyemem. Olduğum kişiyle, olmaktan kaçtığım kişi arasında bir yerlerde Mahir.
 
Engin: Tanrı’ya olan güzellemelerinde nasıl bir frekansın var?
Bektaş Şenel: Tanrıya olan yakınlığım onun bana olan yakınlığı kadar.
 
Engin: Bir şeyin özgün haline sahip olabilseydin, o ne olurdu?
Bektaş Şenel: İstediğim her şeyin özgün haline sahibim. Sahip olamıyorsam o şeyi istemeyi bırakırım. Zorla güzellik olmuyor, malum. 🙂
 
Engin: Cemal Süreya’ya bile inanamıyacaksak?
Bektaş Şenel: Şairleri okumak, anlamak ve bizim üzerimizde yarattığı etkileri içselleştirmek lazım. İnanmak kısmı başka bir olay. Zira koşullar her an değişiyor. Gerçekler de öyle.
 
“Bu insanlar değilmiydi ki, turgut uyar’a sevgim acıyor, dedirtmişler, oğuz atay’ı gecekondusunda anlaşılmayı beklemek zorunda bırakmışlardı.. “
Engin: Hayatın sıradan zevkleri arasından asla vazgeçemeyeceğin…
Bektaş Şenel: Hiçbir şeyin bağımlısı olmamakla birlikte; antrenman yapmak, gitarımı kurcalamak, beni silkeleyecek kitaplar okumak, kendimi ve dünyayı sorgular bir vaziyette Taksim’den Beşiktaş’a yürümek, ansızın uzun yolculuklara çıkmak gibi konulardan vazgeçmeyi düşünmüyorum. Kendimle başbaşa olduğum zamanlardan yani. Onun dışında pek bir şey yok zaten hayatımda…
 
Engin: Harddiske kaydedilmiş hangi yılın silinmesi?
Bektaş Şenel: Kesinlikle 2016.
 
“Kalbim biri için uzun yollar yürümek istiyor. Pencere önü beklemeleri istiyor. İstiyor da, kimsenin sokağı girilecek gibi değil.”
Engin: Eylül’ü anlat bize?
Bektaş Şenel: Eskiden Eylül’ün hep yeni başlangıçlara gebe olduğunu düşünürdüm, artık pek böyle düşünmüyorum. Benim için Eylül ayı sadece sonbaharın başlangıcı. Ceket, bot kombini. Biraz üşüten ama insanı hasta da etmeyen serinlikler ayı. Bu gibi şeyler. Eylül güzellemesi yapamayacağım.
 
Engin: Hayatında olmasını istemediğin?
Bektaş Şenel: Hayatımda olmasını istemediğim her şeyden kaçmakla geçti son bir kaç senem. Şuan olmasını istemediğim bir şey yok yani, hali hazırda hepsinden soyutlanmış vaziyetteyim. Şey olabilir ama belki, hayatımda olmasını istemediğim şeylerden uzaklaştığımda, sığınacağım tek yerin “yalnızlığım” olmaması. Bunu değiştirmek isterdim.
 
“Ne garipti bu dünya, bu insanlar ne saçmaydı! Kendi kendine konuşanlara deli diyorlarken, kendi kendine yazanlara şair diyorlardı.”
Engin: Olmazsa olmaz okunması gerekiyor dediğin yazar(lar)?
Bektaş Şenel: Liste çok uzun ama ilk aklıma gelenleri söyleyeyim: Yazarlardan Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Sadık Hidayet, Hasan Ali Toprak, Pessoa, Cioran, Sartre, Gogol, Montaigne, Amin Maalouf vb.
Şairlerden, Edip, Turgut, Alper Gencer, Seyyidhan Kömürcü, Muhsin Ünlü, Ahmet Erhan, Metin Eloğlu, Rilke, vb..
 
Engin: Galata’da iki yabancı kitabın film oluyor. Sountrack’in hangi müzik olmasını isterdin?
Bektaş Şenel: Hiç düşünmeden cevaplıyorum. Kesinlikle Mark Eliyahu, Journey.
 

Engin: En son ne zaman?

Bektaş Şenel: Bazen.

 
Engin: Bu röportaja ekstradan bir soru eklesen mesela?
Bektaş Şenel: Bana sorduğun soruların aynısını senin cevaplamanı isterdim. 🙂

“Kimsenin görmediği yerlerden bak bana.
Kimsenin anlamadığı yerden anla.
Beni duy.
Sessiz çığlıklarımı, mağrur kacışlarımı anla.
Bir bir törpüle ruhuma batan köşelerimi, sivri uçlarımı.
Sokağımdan geç, bak nasıl kirli duvarlarım.
İlmek ilmek nakışladığım bu nefreti söküp al bakışlarımdan.
Kirlenmiş gökyüzüme bir güvercin sal balkonundan.
Karanlık gecelerimi al benden.
Öyle çok karanlığım ki anlatamam.
Bakışlarındaki gündüzleri getir bana.
Beni anla.
Yangınlarıma rüzgar oluyorlar, söyle olmasınlar.
Söndürmelerini beklemiyorum, ama söyle onlara, ateşimi körüklemesinler daha fazla.
Beni alıkoy göğüs kafesinde.
Beni anla.
Yolculuklar çekiyor içim.
Uzun yolculuklarımın varışı ol.
Ölümlerden yorulmuş ülkemin barışı.
Ruhumun her bir karışı.
Gözlerimin karası.
İçimin iyileşmiş yarası.
Fukara kalbimin nafakası.
Ölü doğmuş çocuklarının anası.
Ol.
Yalnızca olsan da, ol.
Yalnızca var ol.
Yeter.

Puslu bakıyorum dünyaya.
Gel, dağıt sislerimi, görüş mesafemi uzat.
Beni anla.
Ben bu yaşamak denen oyunun sonunu getirmek için gerekli donanıma sahip değilim, beni eğit.
İçimdeki çocuğun saçları ağardı, bizi kurtar bu erken yaşlanmak sancısından.
Beni kendine tabii tut, yalnızca senden sorumlu olayım.
Kirpiklerimdeki ceset parçalarını temizle gülümseyişinle.
Gülümse.
Bana rağmen gülümse, dünyaya rağmen gülümse, çirkinligime rağmen gülümse.
Yani, beni anla diyorum işte.
Yorgunum, anla, mecalim yok başka türlüsünü anlatmaya.
Düştüğüm kuyuları toprakla doldur.
Bırak üzerimde çiçekler yetişsin.
Zira, duvarlarına tırnak izlerimle adını kazdığım kuyuların hepsi, kasvetiyle bir mezar sayılır.

İsteksizliğimi, yorgunluğumu, çekingenliğimi mazur gör.
Şimdiye kadar belki üç kez ölmem gerekiyordu.
Ölemiyorum.
Beni anla.
Beni diğerlerinden ayır.
Onlardan iyi olduğum için değil, yalnızca bunu istediğin için.
Ayır beni onlardan.
Gidelim.
Nereye, ne zaman, ne kadar, nasıl gittiğimizi bilmeden gidelim.
Gitmek eyleminin kendisi olalım hatta.
Felaketlerimi, içimdeki gömülmeyi bekleyen cesetleri gözlerimde saklıyorum.
Kaçmaktan başka çarem yok.
Beni anla.
Yorgunum birine kendimi anlatmaya.
Birini tanımaya.
Yorgunum.
Yaşamaya ve hatta ölmeye yorgunum.
Dedim ya şimdiye dek belki üç kez ölmüş olmam gerekirdi.
Bana acı bir kahve pişir, hatrını sen belirle.
Kırk dersen kırk.
Yani diyorum ki, kolum kanadım kırık.
Beni anla.
İçim dağınık, sularım bulanık.
Her şey, her yer karanlık.

Eşiğimden geç böyle bir sabah.
Yaralarıma dokun.
Ama sorma.
Sorma bana nasıl hala hayattasın diye.
Sorma işte.
Sen bana soru sormadan da beni anlarsın.
Bırak eteklerine sığınayım, ağlayayım.
Beni anla.
İyi bir adam değilim.
Kötü bir adam da sayılmam ama.
Arada bir kuşlara yem verir, sokak köpeklerine gülümserim.
Bana insanlara da gülümsemeyi öğret.
İnanacağım yalanlar söyle.
Yalan da olsa mutlu olayım.
Bedenimle değil, ruhumla geldim sana.
Beni anla.
Eskimiş sevinçlerime dokun.
Umutlarımı yeniden sula.
Yeşereyim, gölgemde uyu.
Dallarıma salıncak kursun içindeki çocuklar.
Çaresizce sarıldığım bu dertlerimle arama gir.
Boz aramızı bütün kötülüklerle.
Bölüşelim her şeyi.
Her şeyi bölüşelim.
Kendimizi aramızda pay edelim.
Sen bana bulan, ben sana.
Arınmayı aklımızdan geçirmeyelim.
Beyazlarını benimle kirlet.
Simsiyahım.
Karış bana, mavilerin laciverde çalsın.
Şikayet etme.
Şikayet etme, beni anla.
Yorgunum.
Solgun çiçeklerimin baharı ol.
Korkularımın nihayeti, intihara meyilli gecelerimin sabahı, boğulduğum suların kıyısı…
Başka nasıl anlatayım bilmiyorum.
Üşüyen ellerimi ısıt.
Maruz kaldığım yakınlıklar beni ya üşütüyor ya da yakıyor.
Hasretim ılık bir dokunuşa.
Beni duy.
Yan yana uyuyalım demiyorum sana.
Ama yanımda yürü.
Akordu bozuk müzik aletleri gibiyim.
Gel, tellerime dokun.
Anlamlı bir ses çıkarayım artık.

Sana şiir yazmak kolay.
İzin ver, şiire seni anlatayım.

Beni duy.
Beni bul.
Ve ne olur
beni anla artık.’’


Etiket: ,

Paylaş