Röportaj: Emir Can İğrek

24 Ekim 2018 Kategori: Karma'dan Röportajlar


Emir Can İğrek için “huzurun sesi” ya da “gerçek müzisyen” desek az söylemiş oluruz..
Şarkı sözlerinin tamamı kendine ait olan İğrek, son dönemin en yetenekli genç sanatçılarından biri.
Hislerini dizelere ve notalara dökerken, hayat yolundaki izleri toplar gibi.
Ve arayıp bulamadığımız o şarkı, genelde hep O’nun şarkısı sanki..

Emir Can İğrek, Karma Türkiye’de Pişman İnsanlar Cemiyeti’nin de konuğu oldu.
Biz de kendisiyle oldukça keyifli bir röportaj yaptık!

 

Emir Can İğrek.

 

-Ablanın darbuka çalması ve müzikle ilgili olması, senin özellikle müzik hayatınızda başlangında ne gibi bir etkisi oldu? Bununla ilgili bir anın var mı?

Ablam piyano ve darbuka çalıyordu aslında. O beni yönlendirdi müziğe bir bakıma.. Onun öyle bir çaba içinde olması beni etkilemişti ama o devam etmedi, ben ettim. Şöyle bir anımız var: Biz ablamla kaset dolduruyorduk, ben şarkı söylüyordum, o da kaset dolduruyordu. Darbuka, flüt falan çalıyorduk beraber. Biz tatile giderken yolda dinleyeceğimiz bir kaset yapalım dedik. O kaseti 3 sene önce yeniden dinledim. Anne babamıza büyük eziyet etmişiz. Çok çekilmez, çok kötü bir bir kaset olmuş yani..

 

-Her şarkının bir hikayesi olduğunu biliyoruz.. Hatta bir sahnende “Attila İlhan ile konuşsam ne söylemek isterdim” diyerek yazdığın bir şarkıyı söylemişsin. Bir hikayenin şarkısı onu daha mı gerçek kılar, yoksa daha çok mu masal gibi olur?

Bu konuda net bir şey söyleyemeyeceğim. Çünkü “sanatın izahı, sanatı öldürür” diye de bir görüş var, “hikayeler insanların şarkıyı yaşamasını daha da kolaylaştırır” diye de bir görüş var. Ben bazı şarkıların hikayesini anlatmayı seviyorum çünkü dinleyende “ne yazmış, ne saçmalamış” hissi olmasını istemiyorum. “Ben bu sözleri şunun için yazdım” diyorum. Bazılarında da anlatmıyorum hikayesini.. Değişiyor. Ama her şarkının hikayesi var, çünkü önce kendimi ikna etmem gerekiyor o şarkıya. O zaman karşımdakini de ikna edebilirim o şarkının duygularına.

 

 

-“Güya” şarkısının hikayesi nedir peki?

Biraz tiyatral bir şarkı oluşturmaya çalıştım Güya’da.. Tabii ki bir hikayesi var. Kederi saygıyla birleştirip yaşayan bir karakter yarattım. Benim gibi.. Bir acıyı, bir hayal kırıklığını yaşarken çok saygılı, naif davranan biriyim. Hatta şarkılarımda da bunu sıkça vurgularım. “Canım yandı camı açtım, dumanından haberin olmadı” gibi.. Aynı naif keder, Güya’da da var. Kendi yaşadığım bir acıyı çok saygılı, çok naif ve hala çok sevgili şekilde anlatmaya çalıştım. “Söz verdiniz hani, bir yanlış olmalı” dedim işte..

-Çok da güzel oldu.. Senin için “’altyapı olsun da üstüne bir şey yazalım, nasılsa dinlenir’ demek yerine gerçekten kendi hayatından bir şeyler anlatabilen bir sanatçı” şeklinde yorumları bolca görüyoruz. Sen bu konuda “tamamen şeffafım” diyebilir misin?

Tabii ki tamamen şeffafım diyemem. Şeffafım diyen yalan söyler. Çünkü olduğu gibi anlatsam şarkı olmaz, sohbet olur. Ben sohbet ediyor gibi şarkı yazmaya çalışıyorum. Bu yüzden hayatımı şarkılaştırıyorum. Tamamen şeffaf olmuyor haliyle.. Söz sanatı var, edebi kaygı var, bestesi var.. Şarkı olması için tamamen şeffaf olması da gerekmiyor, hatta olmamalı da.

-Severek ve hissederek okuduğun şiirlerden birini bestelemeyi düşünüyor musun? Düşünüyorsan, hangi şairin hangi şiiri?

Henüz o kadar iyi bir besteci olduğumu düşünmüyorum. Bestecilik anlamında kendimi tatmin edecek seviyeye geldikten sonra Attila İlhan’ın Kaptan şiirinin bir kısmını besteleme haddini bulurum kendimde belki.. Ama şu anda bir şiiri bestelesem, o hissi bozuyor gibi hissederim.

-O lezzeti alamıyorsun yani..

Evet, aynı tadı alamıyorum ister istemez. O yüzden öyle bir planım yok şu an.

-Çok teşekkür ederiz!

Ben teşekkür ederim.. 🙂


Etiket: , ,

Paylaş